» 
» 
Ana sanayi-yan sanayi ilişkilerinin değişen karakteristiği

Ana sanayi-yan sanayi ilişkilerinin değişen karakteristiği

Atilla ÇINAR

Bilindiği gibi OSTİM Sanayi Bölgesi’nde yerleşik birçok işletme, sistem tasarım ve montajı yapan, ‘ana sanayi’ diyebileceğimiz kuruluşlara yan sanayi hizmeti vermekte. Başkent bölgesi sanayisinin tarihsel gelişim sürecinin doğal bir sonucu olarak Ankara ve çevresinde ‘savunma sanayi’ diğer alanlara göre öne çıkmıştır. Örneğin, cumhuriyet tarihimizin en eski ve köklü savunma sanayi kuruluşu olan Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) ve onun etrafında oluşturduğu yan sanayi kuruluşları, Ankara için birinci kuşak diyebileceğimiz bir sanayileşme hareketinin olgunlaşmasını sağlamıştır. Ayrıca MKEK ve benzer bazı kamu kurumları sanayi kuruluşu olmanın yanı sıra, uzunca bir süre Türkiye sanayisi için insan yetiştiren birer okul olma misyonunu da sürdürmüşlerdir.
Ancak 1980’li yıllarla birlikte gündeme gelen ekonomi politikaları kamu kurumlarını üretimden geri durmaya zorlamıştır. Bu durum ise savunma sanayi alanında ikinci kuşak diyebileceğimiz kuruluşların ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Hemen akla gelecek olan ASELSAN, TAI, ROKETSAN, FNSS ve diğer birçok kuruluşumuz bu dönemin öncüleri olmuşlardır.
Yeni dönemin bu kuruluşları ilk üretime başladıklarında, son ürünleri olan bütünleşmiş sistem veya alt sistemlere ait hazır alınamayan komponentlerin neredeyse tümünü kendileri üretmek üzere altyapılar oluşturma yoluna gitmişlerdir. Kuşkusuz bunun en önemli nedenlerinden biri yeterli ve güvenilir nitelikte bir yan sanayinin o yıllarda henüz olmamasıdır.
1980’li yılların sonlarında, ben de yeni kurulan bir ana sanayi firmasında mühendis olarak çalışmaya başladığımda hatırlıyorum: Son ürünümüz olan bir alt sistemin, hazır alınabilecek standart elemanlar dışında kalan tüm parçalarını kendi bünyemizde üretiyorduk. Çünkü bunları ürettirebileceğimiz güvenilir alt yükleniciler yoktu. Var olanlara ise, yeni nesil bir sistem üretmekte olduğumuzu düşünerek, yeterli güveni duyamıyorduk. O dönemde yan sanayi firmalarında aynı dili konuşabileceğimiz mühendis ve teknik elemanların henüz olmaması da kuşkusuz önemli bir handikaptı. O dönem var olan yan sanayi firmalarından ise, sistem komponentlerinin üretilmesi için değil, daha çok üniversal üretim altyapısı gerektiren kalıp-takım-aparat üretimi için yararlanma yoluna gidiyorduk.
Ancak 1980’lerden 2000’li yıllara uzanan süreçte, ana sanayi firmalarına üniversal takım tezgahları altyapısı ve ‘çekirdekten yetişme ustalık’ bilgilerini kullanarak kalıp-takım-aparat yapan bazı atölyeler giderek kendilerini geliştirip ana sanayi için komponent üreten durumuna geldiler. 2000’li yıllara gelindiğinde yan sanayi firmalarında CNC tezgah kullanımı, CAD CAM uygulamalarının yanında CMM kullanımını da içeren kalite kontrol alt yapıları oluştu. Bu yapı doğal olarak mühendis ve eğitilmiş insan kaynağı gereksinimini ortaya çıkardı. Bir yandan ana sanayi firmalarında çalışıp ayrılmış, emekli olmuş teknik elemanlar bu kuruluşlarda yer almaya başlarken, diğer taraftan Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki üniversitelerden mezun mühendisler usta babalarının, amcalarının atölyelerinde ‘ikinci kuşak’ olarak görev üstlenmeye başladılar. Bu gelişmeler bazı yan sanayi firmalarını kalıp-takım-aparat üretmekle sınırlarlı kalamayacak bir yapıya taşıdı. Ortaya çıkan bu yapı 2000’li yıllardan bu yana savunma ve havacılık endüstrisine komponent üretmekte. Bugün OSTİM atölyelerinde dünya havacılığının önemli markalarına veya muhabere ve muharebe sistemlerine ait komponentlerin üretilmekte olduğunu görmek sevindirici. Bu yeni durum, ana sanayi yan sanayinin ilişkilerinde ‘üçüncü kuşak’ diyebileceğimiz bir dönemin ve bir niteliksel dönüşümün haberini vermektedir:
Ana sanayi firmalarımız artık yirmi yıl öncesinde olduğu gibi bir ya da iki proje ile uğraşmıyorlar. Görüldüğü kadarıyla proje sayıları hem artmakta hem de çeşitlenmekte. Tüm projeler ve tüm çeşitler için üretim altyapısı oluşturmanın olanaksızlığını bilen ana sanayi firmaları eskisinden çok daha fazla yan sanayi desteğine ihtiyaç duymakta. Bundan daha da önemlisi, günümüz koşullarında bu ihtiyaç yalnızca doğru parça üretmekle sınırlı da değil. Kontratlardaki zaman baskısı yan sanayi firmalarının daha sözleşmeler yapılırken sürecin önemli aktörleri olarak işin içinde yer almalarını gerektiriyor. İşte bu durum yan sanayi firmalarından, mühendislik, üretim ve kalite altyapısı anlamında hazır olmalarının ötesinde bir nitelik bekliyor. Bunlarla birlikte artık yan sanayi firmalarından, resmin bütününü görebilecek kabiliyete sahip yönetim yapıları oluşturmaları bekleniyor. Bu yepyeni bir durumdur, aynı zamanda da birçok yan sanayi işletmesi için bir fırsattır.
Bu yeni durumda nelerin yapılabileceğini, ayrılan yerimizin sınırlı olması nedeniyle, bir dahaki sayıda ele alacağız.

2 Mayıs 2016 Pazartesi 12:16
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *