|
|
|
Kriz hep yanı başımızda mı?
KUŞ GRİBİ krizi ile başlayan ülkemizin eziyetli günleri başkentte bile eksi 20’leri zorlayan KIŞ KRİZİ ile DOĞALGAZ krizi ile devam edip ŞUBAT’ı bulduk.
Herhalde TÜRKLER uzun süredir doğal olarak böyle TİTREMEMİŞTİR…
Mini krizleri yaşarken belleğimizden henüz kötü anıları silinmemiş EKONOMİK KRİZ söylemi de çeşitli çevrelerde dile gelmeye başladı. Temenni edilmemekle birlikte, tetikleyicisinin cari açık olacağı varsayılan bir kriz muhalif-muafık, az bilen- çok bilen ekonomist çevrelerde ne yazık ki tartışılır oldu.
Hükümet doğal olarak, “asla ekonomik kriz olmaz, göstergeler iyi” derken, muhalefetimiz; ekonomik kriz olacak, hadiseler kötü, yaklaşımını dile getiriyor.
Birinci tehlike işaretinin CARİ AÇIK olduğundan yola çıkan ekonomistler, rekorlar kıran ihracata, düşme eğilimindeki enflasyona, borsa ve diğer ekonomik göstergelerdeki zıplamalara karşın krizi dillendiriyor. Hatta bazıları daha da ileri giderek, “zaten kriz bitmemişti” bile diyebiliyorlar.
Prof. Dr. Osman Altuğ, Akşam Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmede, “herkesin pozisyon açığı var” diyerek şu görüşleri beyan ediyor;
“Türkiye krizin içinde. Kriz sadece doların ve faizin yükselişiyle borsanın düşüşüne bağlı değil. Bu ancak parası olanın krizi ama Türkiye'de işsizlik var. Ekonomik göstergelere baktığımızda, ekonominin tamamen kayıt dışı olduğunu görüyoruz. Bu nedenle göstergeler gerçeği yansıtmıyor ve veri tabanı sağlıklı değil. Bu nedenle enflasyon da, fert başına düşen milli gelir hesabı da gerçeği yansıtmaz. Bütçemiz açık, ödemeler dengesi açık, dış ticaret dengesi açık, bankaların pozisyonları açık, Hazine pozisyonu açık, Merkez Bankası pozisyonu açık, özel sektörün pozisyonu açık, istihdam dengesi işsizlik nedeniyle çok açık. Ülkeyi yönetenler o kadar güzel konuşuyor ki; borsa coşuyor, kur düşüyor, enflasyon iyi gidiyor gibi. Madem her şey halledildi, neden Türk insanına iş bulunamıyor?”
Biz kriz değerlendirmesini ekonominin derin uzmanlarına bırakıp KOBİ’lere ışık tutacak bir öneriyi DÜNYA Gazetesi yazarı Sayın Rüştü Bozkurt’tan dinleyelim:
“Küçük ve orta ölçekli işyerlerini çepeçevre saran önemli bir eğilimi şöyle özetleyebiliriz: Klasik sanayileşme dönemindeki birikim sistemi 'seçkin azınlıkların' kendilerine liderlik etmesine dayanıyordu. Büyük ya da küçük, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, kendini iy yetiştirmiş seçkinler grubu yönetime egemendi; örneğin, 500 büyük firma ülke ekonomisinin yarısından çoğunu kontrol altında tutabiliyordu. Küreselleşme sürecinin yarattığı ağ toplumlarında ise eğilim çok farklı. Fırsat kapılarını esneklikle açan, kitle potansiyellerini açığa çıkaran toplumlar hızla kalkınıyor. Kitleleri harekete geçirme becerisi gösteremeyen toplumlar da geri kalmışlık kamburunu sırtında taşımak zorunda kalıyor. Özetlenen temel eğilimi bir başka biçimde daha okuyabiliriz: Bir ülke zenginlik üretimini toplumun derinliklerine yaymak istiyorsa, ekonominin 'uç beyleri' olan küçük ve orta ölçek işyerlerinin nicelik ve niteliğini artırmalıdır.”
Sayın Bozkurt’un deyimi ile, “Ekonominin uç beyleri olan KOBİ’lerin” ‘nicelik ve niteliklerini’ artırmak için kim ne yapıyor?” Yazarlarımız Sayın Cevdet Baykal’ın da sorduğu soru şu: KOBİ’leri globalleşmeye kim hazırlayacak?
Bu sorulara ülke yöneticileri olumlu, doyurucu ve gerçek yanıtlar verebilirse KRİZ küçük bir azınlığın muhalefet söylemi olarak kalabilir. Ancak, yönetenlerin mekanizmaları ve uyguladıkları reçeteler acımasız piyasa ekonomisi kurallarına terk edilmişse ve her fırsatta piyasanın doyumsuz büyük AKTÖRLERİ VE FAKTÖRLERİ tatmin edilmeye çalışılıyorsa hepimize geçmiş olsun.
O zaman KRİZ tıpkı ölüm gibi; hep yanı başımızdadır…
Ve korkunun bir yararı yoktur.
|
 |
Sağlıklı ve güvenli çevre |
|
 |
Bizi dinliyorlar, peki anlıyorlar mı? |
|
 |
Kurumsal itibarınız kaç paradır? |
|
 |
224 OSB’nin sesi… |
|
 |
Aile Anayasası |
|
 |
Reel meydanın medyası… |
|
 |
KOBİ zirve yapıyor… |
|
 |
AB’den önce kişilik… |
|
 |
Marka olmak, ya da olmamak… |
|
 |
Sınırlarımız… Sinirlerimiz…. |
|
 |
Çin’den değil, bilgisizlikten kork… |
|
 |
Mesajların altını birlikte çizelim... |
|
 |
KOBİ’lere 3 milyon dolar |
|
 |
Kedinin boynuna çan asmak… |
|
 |
Modern dağ masalları… |
|
 |
Kritik merdiven… |
|
 |
Gramla hesaplanan ürünleri üretebilmek… |
|
 |
İş yok ağabey! |
|
 |
Yerelden evrensele… |
|
 |
Başarı (her alanda) kazasızlıktır… |
|
 |
‘Boğaları’ saldık, hadi kaçalım! |
|
 |
Off! Take-off |
|
 |
FİL’i tarif edelim… |
|
 |
Canavar, kabak ve Konfüçyüs |
|
 |
Zam zincirinde ‘öğretilmiş çaresizlik’ dersleri |
|
 |
Fırtına çıktığında uyumak |
|
 |
Ostim ve bir fincan kahve... |
|
 |
Ceteris paribus |
|
 |
Başarı ve “üç zarf” hikâyesi… |
|
 |
Daha şık olanı bulmak |
|
 |
Biz yapamaz mıyız? Bizden adam olmaz mı? |
|
 |
Her zaman gamlı, her zaman üzgün... |
|
 |
Mevsimlerden sonbahar… |
|
 |
Kriz, üretimin intikamı mı? |
|
 |
Buhran bey yine geldi! |
|
 |
Kâhinin kehaneti! |
|
 |
Bütün krizler geçer! |
|
 |
Sandık ve Obama mesajları |
|
 |
Bol malzemeli gündem… |
|
 |
Adres yerli üretim… |
|
 |
Hayata ve bugüne dair… |
|
 |
“Kalkınma Ajansı” denen bir mevhum hakkında… |
|
 |
Geleceğe taşınmak… |
|
 |
Usuletle, suhuletle, sükunetle, lütfen! |
|
 |
Takur tukur değil, tıkır tıkır! |
|
|