» 
 

“Cevat Ağabey, OSTİM’e Evladı Gibi Emek Verdi”

OSTİM’in kurucu kadrosu arasında yer alan isimlerden biri de Selahattin Dündar.

OSTİM, 1967’den bu yana milli ekonomi için üretiyor… Üretirken sanayi okulu görevini de üstleniyor. Merhum Cevat Dündar ve arkadaşlarının, Ankara Altındağ Demirciler Derneği’nde yeşerttikleri idealler, bugün 5 bin işletme ve 50 binden fazla çalışanla büyümeye devam ediyor. Ahiliği temel düstur edinerek yola çıkan kadro, o yıllardan günümüze en önemli miras olarak dürüstlük ve ahlak öğretilerini bıraktılar.

OSTİM’in kuruluş yıllarına gidildiğinde, sektörel derneklerin yolunun, esnaf dayanışmasına değer katan kooperatifleşme fikriyle kesiştiğini görüyoruz… Yapı kooperatifinden, günümüzün dev işletmelerine ev sahipliği yapan OSTİM’in kurucu kadrosu arasında yer alan isimlerden biri de Selahattin Dündar… O, 1948 yılında demir ustasının yanında çırak başlayarak mesleğe adım attı. Ticari yaşamının dönüm noktalarından biri olarak, OSTİM fikrine hayat veren Cevat Dündar’la tanışmasını gösteren Dündar, merhum için, “Ahilik terbiyesi almış, çok saygılı biri idi. OSTİM’e verdiği emek, bir babanın evladına verdiğinden fazladır.” diyor.

Deneyimli isim, 1950’li yılların sonunda baş gösteren karaborsa devrini, bunu aşmak için ortaya konulan dayanışma iradesini, OSTİM serüvenin başlangıcını, Ahiliğin esnaflığa etkisini ve girişimcilere tavsiyelerini OSTİM Gazetesi’yle paylaştı. Selahattin Dündar’ın, anılarını da aktardığı söyleşi bizleri o yıllara götürdü. Anlatılanları okuyunca sizlerin de gözünde, Türk sanayisinin belkemiği olan KOBİ’lerin geride bıraktığı yılların canlanacağını umuyoruz…

Sizi tanıyabilir miyiz?
7 kardeşin ikincisi olarak 1932’de Kırşehir’de doğdum. 1948 yılında Ankara’ya gelerek, Ali Gülle isimli ustamın yanında çıraklığa başladım. Ustamla 3 sene çalıştıktan sonra askere gittim. 2 yıllık vatan görevimin ardından aynı ustanın iş yerine devam ettim. 2 yıl hizmet ettikten sonra, müsaade alarak bir arkadaşımla Ankara’nın İncesu semtinde işimizi kurduk. Yine bir süre sonra arkadaşımla ortaklığımı karşılıklı anlayış içerisinde sonlandırdım ve Kazım Karabekir Caddesi’nde kendi dükkanımı açtım.

Merhum Cevat Dündar ile tanışmanız nasıl oldu?
O zamanlar, Ankara’da mesleğimizin çatı kuruluşlarından Altındağ Demirciler Derneği’ne kaydolarak orada görev aldım. Dernek yönetiminde, hayırla yad edeceğim isimlerden ve aynı zamanda ustalarımdan bir olan Haydar Altuğ da vardı. 1958 yılında bir ahbabımız aracılığıyla Cevat Dündar ağabeyimizle tanıştım. 1960’dan sonra kendisiyle beraber Ankara Demirciler Derneği’ne geçtik. Orada eş zamanlı olarak Sosyal Yardım Sandığı’nı kurduk. Sandığı kurduktan sonra Siteler’de de marangoz ve mobilyacılar için başka bir kooperatif daha açıldı. Ankara Demirciler Derneği’nde esnafa daha uygun fiyat ve uzun vadeyle demir satışı için Ankara Demir Satış Kooperatifi hayata geçirildi. Orada da Cevat Dündar ağabeyimizle birlikte görev aldım.

“DEVLETTEN BİR KURUŞ KREDİ ÇEKİLMEDİ”
OSTİM’in kuruluşu nasıl oldu?
Demir Satış Kooperatifi’nin ardından Mahdut Mesuliyetli Ankara Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi kuruldu; 40 numaralı üyesi oldum ve murakıp olarak yönetimde görev aldım.

Cevat ağabey bir gün, Demir Satış Kooperatifi toplantısından çıktıktan sonra bana “Haydi bakalım Karaoğlan gidiyoruz!” dedi. OSTİM’in kurulacağı bölgeye geldik; hiçbir şey yoktu buralarda. Bir yaz günüydü, şu an Merkez Camii’nin olduğu yere çıktık. Eliyle işaret ederek araziyi tarif etti; kooperatif olarak buraların alındığını, bir kısmının da alınacağını söyledi. Ardından büyük bir heyecanla şu müjdeyi verdi: “Allah kısmet ederse buraya dükkan yapacağız. Size bir de bahçeli ev vereceğim.”

Kuruluş yıllarında bir takım zorluklarla karşılaştık… Örneğin, arazinin büyük kısmı alınmış ve ortada bir arsa kalmış. Fakat çok gerekli bir yer, çare arıyoruz. Bir taraftan da üye kaydı yapılıyor. Köylü, “Ben satmayacağım burayı” diyor. En sonunda Sedat Kızılkaya isimli arkadaşımızın çabalarıyla, söz konusu yerin tapudan resmen satışı gerçekleştirildi. İşler bundan sonra daha hızlı yürümeye başladı.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın Küçük Sanayi Daire Başkanlığı’na gittiğimizde de ilk tepki “Burası sanayi bölgesi olmaz!” şeklindeydi. Şükürler olsun bu aşamayı da geçerek gerekli onayları aldık ve ilk dükkanların inşası başladı. Devletten bir kuruş kredi çekilmeden, kendi imkanlarımızla OSTİM’in temelleri atıldı. Bir kısım esnaf da ilk etapta buraya gelmek istemedi. Bazı üyelerin, “Kardeşim ne işiniz var, 10 km yere gidiyorsunuz!” dediklerini hatırlarım…

“O YILLARDAN BUGÜNÜ HAYAL ETTİ”
Kuruluş aşamasında yönetimde görev alanlar, gönülden hizmet verdi OSTİM’e. Menfaat saikiyle hareket etmediler. Bazı arkadaşlarımız, “Param yok, ne yapacağım?” dediğinde, Cevat Dündar ağabeyimiz, “Evladım, bak bizim orada Sosyal Yardım Sandığımız var. Buradan ödünç alın, gelin kayıt olun.” diyerek teşvik etti. Böyle çok kayıt olan vardır.

Cevat ağabeyimiz, o yıllardan bugünü hayal etmişti. OSTİM’in, Ankara’nın ve Türkiye’nin en büyük sanayi bölgesi olacağını söylerdi. Kooperatifin işleri ile ilgili yolculuğu esnasında vefat etti; rahmetle anıyorum kendisini. Ondan sonra göreve gelen Turan Çiğdem ağabeyimizden de Allah razı olsun. Şimdiki yönetim de OSTİM’e çok şeyler kattı, buranın dünyaya açılan yüzü oldu, firmaların uluslararası marka olmasında emekleri büyüktür.

OSTİM denilince ilk akla gelen özelliklerden biri de Ahilik kültürüdür. Bu açıdan bakacak olursak Cevat Dündar nasıl biriydi?
Ben 1957-58’deki karaborsa devrini bilirim. Demir yok… Ankara Demirciler Derneği’nde çözüm arayışına girdik. “Kooperatif kuralım, devlet bize permiyle (karneyle) demir versin, esnafa satalım” düşüncesi oluştu. Rahmetli Cevat ağabey bu işin başına geçti. Ben de murakıptım. Üyelerimizin aylık 1 ton 300 kilo demir hakkı oluyordu; ondan fazlasını alamıyorlardı. Eğer ihtiyacı yoksa hakkını başkasına verebiliyordu… Buna da sıkı denetim uyguladık. Dernekten alıp yüksek fiyatla satılmasının önüne geçmek için amacı dışında kullanıma izin vermedik.

Bilirsiniz, şimdilerde “müşteri memnuniyeti” diye bir kavram var… Diyelim ki, Ankara Demirciler Derneği’nde birisine iş yapılmış fakat iş istenilen gibi olmamış. İşi yaptıran derneğe “Benim işim bozuldu” müracaatını yapabiliyordu. Bunun üzerine hemen iki arkadaş görevlendirilir ve işi yapan usta bulunur, ustayla birlikte müşterinin yanına giderek inceleme yapılırdı. Gerçekten iş problemliyse çözüm üretilirdi.

Dayanışma vardı aramızda; esnaflarımızdan biri rahatsızlandığında yine iki arkadaş görevlendirirdik. Onlar ziyarete giderek ihtiyacı olup olmadığını sorarlardı, ilgilenirlerdi.

Bir keresinde görevim gereği defterleri incelerken, Cevat ağabey arkamdaymış. Katipe telefon konuşma ücretleri hakkında “Bunlar nedir?” diye sorular soruyorum, O da duymuş; “Karaoğlan” diye seslendi ve aranan numaralar hakkında açıklama yaptı. Ahilik terbiyesi almış, saygılı bir insandı. OSTİM’e verdiği emek, bir babanın evladına verdiğinden fazladır. Toplantılara geldiğinde hepimiz ayağa kalkardık. 40 sene evvel Ahi teşkilatını, Ankara’da belki de ilk önce Ankara Demirciler Derneği olarak bizler yürüttük. Bu geleneği yaşattık diyebilirim.

O zamanlar usta-çırak ilişkileri nasıldı?
Kendi çıraklık dönemimden örnek verebilirim… Ustalarımız bize evlat muamelesi yaparlardı. “Oğlum, sabah işine gel, akşam evine git.” Diyerek çıraklara kol kanat gererlerdi. Böyle yetiştirdiler bizleri. “Başkasının malını bizimkiyle karıştırma” şeklinde doğru ve dürüst esnaf anlayışını aşılarlardı. Biz de yanımıza aldığımız çırakları böyle yönlendirdik. Şu anda bir çoğu kendi işinin sahibi. Zaman zaman ziyaretime gelirler.

Günümüzün OSTİM’ini nasıl buluyorsunuz?
Bir sanatkar olarak mesleğim açısından şunu söyleyebilirim: Bir iş yapacağımız zaman yeterli ekipmanımız yoktu. Yalnızca oksijen ve elektrik kaynağımız vardı… Şimdi imkanlar geniş. O zamanki OSTİM’de çamurdan yürünmezdi. Şimdi her yer asfalt… Firmalar yalnız memleketimizde değil dünyada da söz sahibi…

“MERDİVENLER ADIM ADIM ÇIKILIR”
Esnaflarımıza ve ticari hayata girmek isteyenlere neler önerirsiniz?
O zamanki ticari düşünceyi şimdi maalesef göremiyoruz. Nedeni kanaat edilmemesi, çok kazanma isteği… Vehbi Koç’un sevdiğim bir sözü var: “Şimdiki gençler merdiveni atlayarak çıkıyor, neticesinde yukarıdan aşağı düşebiliyor. Fakat ticari hayatta basamak basamak çıkmak gerekir.” Çok doğru. Esnaf kardeşlerimize kanaat etmelerini öneririm. Merdivenler adım adım çıkılmalı.

İş yeri açmak isteyenlerin ise ilk başta dürüstlük şiarını benimsemelerini tavsiye ederim. Dürüstlük ve ahlak, Ahiliğin de özünde olan temel değerlerdir. İkinci olarak verdiği sözü zamanında yerine getirmeliler. Üçüncü sırada ise toleranslı çalışma; yani 10 günde yapabileceği işi 12 günde tamamlayacağını söylesin. Bu, müşteriye karşı mahcup olmalarını ve yetiştiremezse güven kaybını önler. Ayrıca 5 lira ile 25 liralık iş yapmaya kalkmamalılar.
 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *