» 
»
 

Çıkış Yolu Üretime Dayalı Sanayileşmede

Bu yıl 5.si gerçekleştirilen Ulusal Verimlilik Kongresi’nde; toplam imalat sanayi katma değerinin, toplam GSYH içindeki payının 1990’ların sonunda %20’lerden 2014’e gelindiğinde %15’in altına düştüğü vurgulandı.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Verimlilik Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 5. Ulusal Verimlilik Kongresi’nde açılış konferansını veren Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, devletin stratejik sektörlerde üretimi planlaması gerektiğini vurguladı.

İki yılda bir düzenlenen Ulusal Verimlilik Kongresi’nin bu yıl 5.si gerçekleştirildi. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Verimlilik Genel Müdürü Anıl Yılmaz’ın açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Erinç Yeldan tarafından ‘Türkiye Ekonomisinde Sürdürülebilir Bölgesel Kalkınma’ konulu açılış konferansı verildi.

Türkiye ekonomisinin 1950’lerden bu yana büyüme trendini Kalkınma Bakanlığı’nın temel ekonomik göstergeleriyle açıklayan Yeldan, Türkiye’nin 1950 sonrasındaki büyüme trendinin düşme eğiliminde olduğuna dikkat çekti.

Üretimle büyüme
Erinç Yeldan, dünya ve Türkiye ekonomisini gelecek 50 yılda bekleyen tehditlerden çıkış yolu olarak verimlilik artışı ve üretkenlik artışına yönelik tedbirler almayı gösterdi. Yeldan, “Buradan çıkışın yolu kuşkusuz verimlilik artışı ve üretkenlik artışına yönelik ciddi tedbirler almakta ve dünya ekonomisi ve sanayileşme merdiveninde üretkenlik artışına dayalı bir sanayileşme ve bir büyüme çizgisi yaratmaktan geçiyor.” dedi. 1990’lı yılları Türkiye’nin kayıp 10 yılı olarak niteleyen Yeldan, bu yıllarda toplam faktör üretkenliğinde dalgalanma ve durgunluk olduğunu vurguladı.

“Sorunlarımızın önemlice bir bölümü, küresel kapitalizmin içine düştüğü patikanın bize ekonomik yansımalarından kaynaklanıyor.” tespitini paylaşan Erinç Yeldan, Türkiye’nin 1980 sonrasında toplam faktör üretkenliğinde yaşadığı gelişmeleri hatırlattı. Yeldan, 1990’a kadar süren; Türkiye’nin dışa açılması, ihracata yöneltilmesi, fiyat reformu yapması ve sanayileşmede biriken kapasitenin dışa açılmasıyla elde edilen üretkenlik artışına dikkati çekti.

2001 krizinden sonra da Türkiye’de yeni bir büyüme ve faktör üretkenliği hamlesinin meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Erinç Yeldan, bu hamlelerin sürdürülebilir nitelikte olmadığını belirtti.

2000’li yılların toplam faktör üretkenliğindeki artışın 2007-2008 küresel krizin etkileriyle durgunluğa uğradığını ifade eden Erinç Yeldan, 2010 sonrasında da daha çok istihdam artışı ve sermaye artışından dolayı büyüme söz konusu olduğunun altını çizdi.

“Sorunumuz, kaynakların geliştirilmesi”
‘Orta gelir tuzağına düştük’ yorumlamalarının nedenini, “2007-2008 sonrasındaki faktör üretkenliğindeki gerileme ya da durgunluk olmuştur.” ifadeleriyle açıklayan Yeldan, ekonomik üretim olanaklarının artırılmasına vurgu yaptı. Prof. Dr. Yeldan şöyle konuştu: “Sorunumuz, kaynakların yeniden dağılımı değil kaynakların geliştirilmesi! Bu bakımdan piyasanın kısa dönemdeki sinyallerini değil uzun dönemdeki sinyallerinin yönlendirilmesi gerekiyor.”

Stratejik ticaret politikasına işaret eden, gerekli sektörlerde ihracatçı, gerekli sektörlerde koruma, gerekli sektörlerde teşvikler ile kamu ve özel sektörün işbirliği içinde yönlendirici kurumsal bir yapıya ihtiyacı olduğunu vurgulayan Yeldan, kamu girişimciliğinin stratejik olarak özel girişimcilikle bir araya getirilip örgütlenmesi gerektiğini söyledi.

‘Devlet et, balık üretmez, süt üretmez!’ metaforuna karşılık ‘Devlet stratejik olarak ne üretmek istiyorsa onu üretir’ görüşünü savunan Erinç Yeldan şunları aktardı: “Devlet patates üretmesi gerekiyorsa patates üretir. Uçak fabrikasında ara malı üretmesi gerekiyorsa onu üretir veya özendirir. Dolayısıyla, ‘Devlet topyekün ekonomiden elini çeksin! Piyasa hem bölgesel kalkınmayı hem sektörel kalkınmayı hem ticaret dengesini bir arada kendi serbest iradesiyle gerçekleştirsin!’ Bu, tam bir hayal. Dünyanın bugün gelişmiş ülkelerinde stratejik sektörlerde çok ciddi stratejik planlamaya dayalı ve özel sektör kamu işbirliğine dayalı organizasyonların olduğunu göreceksiniz.”

 

İmalat Sanayi/GSYH Tablosu

 

“ARA MALI İTHALATININ ÖZENDİRİLMESİ ULUSAL SANAYİNİN BAĞLANTILARINI KOPARTIYOR”

  • Bir ülkenin ticaret stratejisi o ülkenin sanayi stratejisidir. Ticaret ve sanayi stratejileri birbiriyle uyumlu olmak zorundadır.
  • Toplam imalat sanayi katma değerinin, toplam GSYH içindeki payının 1990’ların sonunda %20’lerden 2014’e geldiğimizde, daha doğrusu kabaca 2006-2007’den başlayarak %15’in altına düşmesine önemseyeceğim. Bu, Türkiye’nin sanayileşme, büyüme sektörel önceliklerinin giderek sanayiden başka alanlara kaymakta olduğunu, piyasa sinyallerinin sanayi değil finans, hizmetler daha çok iç talebe yönelik, dış ticarete kapalı sektörlere yöneldiğinin tezahürlerinden bir tanesi.
  • Sorunlarımızın önemlice bir bölümü küresel kapitalizmin içine düştüğü patikanın bize ekonomik yansımalarından kaynaklanıyor. Sorun şu: Ara malı ithalatı, özellikle yatırım malı ithalatı en tahripkar ithalat biçimidir. Çünkü ara malı ithalatının özendirilmesi, ulusal sanayinin yatay ve dikey bağlantılarının kopartılmasına neden olmakta. İthal edilen ara malı ve ham maddelerin ucuzluğu, ulusal sanayi entegrasyonunun parçalanmasına, enerji güvenliğimizin tehlikeye girmesine, yatırım malları akışının tehlikeye girmesine neden olabilmektedir. Bunun iz düşümü olan cari işlemler açığının da giderek daha sağlıksız sıcak para finansal sermaye girişleri yani uzun vadeli kalıcı yatırımlar yerine kısa vadeli sermeye girişlerine dayandırılması ile birlikte önemli bir kırılganlık noktası olmaktadır. Bunun bir diğer iz düşümü de, Türkiye’de yeterince istihdam yaratmama tehlikesidir. İthal ettiğiniz zaman yurt dışında üretilmiş katma değeri Türkiye’ye getiriyorsunuz. Yurtiçinde katma değer üretme potansiyelinizi giderek törpülüyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’nin, 1980 sonrası gelişme patikası içerisinde iş gücünün büyümeye katkısının, Türkiye benzeri ülkelere göre daha düşük olmasının ve sermaye katkısının daha yüksek çıkmasının nedenlerinden bir tanesi de bu oldu.
  • Kısa dönemde faiz borsa döviz kuruna sıkışmış finansal göstergelerin dışına çıkmak ve bir anlamda göreceli üstünlüklerin yaratılması özendirilmesi, güçlendirilmesi gerekiyor. Bu da bizi stratejik ticaret politikasına yani Asya ülkelerinin yıllarca başarıyla uyguladıkları gerekli olan sektörlere ithal ikameci, gerekli sektörlerde ihracatçı, gerekli sektörlerde koruma, gerekli sektörlerde teşvik kamu ve özel sektörün mutlaka ve mutlaka bir işbirliği içinde yönlendirici ile çalışan bir kurumsal yapıya ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.

HABERE AİT FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *