» 
» 
Dert Söylendi Derman Aranıyor

Dert Söylendi Derman Aranıyor

Korhan GÜMÜŞTEKİN

2014 yılı, sanayici açısından ilginç gelişmelerle geride kaldı. Bu gelişmelerin Hükümet politikalarına da yansımasıyla birlikte, tabiri caizse yerli üretimin önündeki “Berlin Duvarı”nın yıkılmaya başladığını görmek sevindirici.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığında kurulan 62. Hükümet, 12 yıldır süregelen ivmeyi devam ettirme kararlığını programıyla perçinledi. Üretim odaklı bir ekonomiyi öngören ve burada da “yerli”, “yenilikçi”, “katma değerli yüksek teknoloji" gibi açılımları ilk sıraya koyan yaklaşımın, Orta Vadeli Program, Öncelikli Dönüşüm Programları ve içeriğindeki eylem planları ile ekonomi kadrosunca sürekli dile getirmesi isabetli oldu.

“Derdini söylemeyen derman bulamaz” atasözünde de belirtildiği gibi sanayicimiz derdini söyledi, evlet, derman olmak için harekete geçti. Hiç kuşkusuz “dert” söylerken, işin doğrusunu belirterek yol gösterici olmak, reçete sunmakta da yarar var.

2014’te Sanayi İşbirliği Programı (SİP) hazırlıkları sırasında izledik; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın izlediği yöntem tam da bu oldu. Tüm tarafl arı dinleyen Bakanlık, KOBİ temsilcilerinden saha gerçeklerini, akademisyenlerden üniversite isteklerini, bürokratlardan da “nasıl olabilir?” sorusunun yanıtını aldı. Yani inşa edilmek istenen yapıya, güçlü harç koyma refl eksiyle hareket etti.

Enerjiden savunmaya kadar geniş bir yelpazede artık “yerlinin sözü” geçmeli; biz buna inanıyoruz. Bu inancımızı kararlı ve istikrarlı Devlet yapısı pekiştiriyor. Şapkayı önümüze koyup, politikaları, zincirin halkaları olarak görmeliyiz. Bunlardan birinin zayıflaması veya aradan çekilmesi yüksek hızı tökezletir, raydan çıkartır…

Yüksek hız deyince, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’ın bütçe maratonu sırasında yaptığı açıklamalara kulak vermekte yarar var. Sayın Bakanın, Meclis kürsüsünden Milli Yüksek Hızlı Tren Projesi’yle ilgili sözleri dikkat çekici.

Raylı ulaşım sistem alımlarının kırılma noktası “%51 yerli”, 80 adet Yüksek Hızlı Tren seti alımında “%53”e taşınıyor. Bakan Elvan’ın sözlerini tarihe not düşmek adına gururla tekrar ediyoruz: “Minimum yüzde 53 yerli üretim olacak.’ diyeceğiz, ‘Mutlaka bir yerli ortak almak zorundasın.’ diyeceğiz. ‘Bu üretimi Türkiye’de yapmak zorundasın.’ Diyeceğiz ve bunu gerçekleştireceğiz.”

Bu alım, yerli üretimin “teknolojik” olarak da rekabette var olması demek. Eğer bu şartlarda tedarik sağlanırsa, söz konusu alım, yerli sanayicinin aynası olacak, tabelada yazan isimle sınırlı olmayacak… Ülkemize hayırlı olsun, 2015’ten bu politikaların artarak devamını bekliyoruz… Sayın Elvan’a ve Bakanlık teşkilatına buradan teşekkür ediyoruz. Yeni yılın ülkemize, milletinize ve sanayimize mutluluk ve başarı getirmesi dilekleriyle:

Söylediğimizi yapın, yaptığımızı degil (!)
Yazımı, Güney Koreli akademisyen Ha Joon Chang’ın “Sanayileşmenin Gizli Tarihi” isimli kitabından, ilginizi çekeceğini umduğum birkaç satırla noktalamak istiyorum:

“Zamanımızın zengin ülkeleri, yabancı yatırımcılara ayrımcılık uygularken korumacılığı ve sübvansiyonları kullanmışlardır. Bütün bunlar bugünün ortodoks iktisadının lanetlediği ve DTÖ Anlaşmaları gibi uluslararası anlaşmaların kat’i şekilde kısıtladığı; yardım verenlerin ve uluslararası fi nansal kuruluşların (özellikle IMF ve Dünya Bankası’nın) yasakladığı şeylerdir. Hollanda ve (1. Dünya Savaşı’na kadar) İsviçre gibi korumacılığı pek fazla kullanmayan birkaç ülke vardır tabii. Faka bu ülkeler, patentlerin korunmasının reddedilmesi gibi başka konularda ortodoks çizgiden sapmışlardır. Zamanımızın zengin ülkelerinin yabancı sermayeli yatırım, kamu iktisadi teşebbüsleri makroekonomik yönetim ve siyasi kurumlara ilişkin politik verileri, zamanımız ortodoksisinin çizgilerinden belirgin sapmalar göstermektedir.

Fakat eğer durum böyleyse zengin ülkeler bugünün gelişmekte olan ülkelerine, kendilerine ziyadesiyle yararı dokunmuş olan stratejileri neden tavsiye etmiyorlar? Bunun yerine, neden kapitalizmin tarihine dair hem düş ürünü hem de kötü bir hikayeyi yaymaktan geri kalmıyorlar?

Alman iktisatçısı Friedrich List, daha 1841 yılında, kendi ekonomik üstünlüğünü yüksek gümrük tarifeleri ve geniş çaplı sübvansiyonlar vasıtasıyla elde etmiş olan İngiltere’nin, diğer ülkelere serbest ticareti telkin etmesini eleştiriyordu. List, İngilizleri dünyanın en üst ekonomik pozisyonuna tırmanmak için kullandıkları ‘merdiveni itmekle’ suçluyordu: ‘Birinin büyüklüğün zirvesine vardığında, diğerlerinin kendi arkasından tırmanma vasıtasından yoksun kalmaları için oraya tırmanırken kullandığı merdiveni itmesi çok yaygın olan zekice bir hiledir.’

Bugün şüphesiz ki zengin ülke mensupları arasında, fakir ülkelerin pazarlarının büyük kısmını ele geçirmek ve ortaya çıkacak muhtemel rakiplerin önüne geçmek amacıyla serbest piyasayı ve serbest ticareti telkin eden bazı kişiler vardır. Bu kişiler ‘söylediğimizi yapın, yaptığımızı değil’ diyorlar ve başı belada olanların durumundan yararlanan ‘Kötü Samiriyeliler’ gibi davranıyorlar.

OSTİM GAZETESİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

twitter.com/KorhanGumustkn

12 Ocak 2015 Pazartesi 12:31
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *