» 
 

“Gelişmiş Ülkeler Ahiliği Uyguluyor”

İsmail Gökdoğan, Ata Sanayi’den OSTİM’e gelen sanayicilerden.

Baba mesleğine çırak olarak giren ve 50 yıla yaklaşan sürede paha biçilmez tecrübeler biriktiren İsmail Gökdoğan, Ata Sanayi’den OSTİM’e gelen sanayicilerden.

Amerika dahil çok sayıda ülkeye ürün gönderen Gökdoğan, kültürümüzün yapıtaşlarından biri olan Ahilik ile meslek eğitiminin ilk adımı çıraklık olgusuna dikkat çekti. Gökdoğan, gelişmiş ülkelerin Ahilik ilkelerini uyguladığını anımsattı.

Hangi sektörde faaliyet gösteriyorsunuz?
Ankara Ata Sanayi'de 1968 yılında kurulduk. Kafes tel örgü, dikenli tel, panel çit, yüksek güvenlik çitleri, betonarme direk ve payandalar, jiletli tel, spiral dikenli tel, çelik çit, mobil çit, personel ve giriş kapıları, raylı kapı sistemleri ve bu ürünlerle ilgili aksesuarların üretim, satış ve montaj işini yapıyoruz.

Çalışma hayatınız nasıl başladı?
Çırak olarak başladım; aynı zamanda baba mesleğim. Ustanın oğlusun veya patronun oğlusun diye öyle bir şey olmazdı. Patron çocuğu da olsan, usta çocuğu da olsan senden iyi bilenlerden işi öğrenirdin.
Usta-çırak ilişkisinde saygı ve sevgi kavramları vardı. Ustamız, herkesin ustası olduğu için yürüyüşümüze dikkat ediyorduk. Onların yanından geçerken bize, “Falanca ustanın çırağı” dediklerinde apayrı bir güzellik oluyordu. Bugün 130’a yakın istihdamım var Allah’a şükür.

Merhum Cevat Dündar ile tanışmanız nasıl oldu?
Cevat Dündar ve Tevfik Gönen tanımam hemen hemen 1960’larda başlıyor. Babamın iyi dostlarıydı ikisi de. Rahmetli abim Yaşat Gökdoğan, Cevat Amca ile beraber Demirciler Derneği’nde çalıştı. Turan Çiğdem’le de beraber görev yaptılar. Bu hizmetler için gece gündüz çalıştılar. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.

100 METREKARE YERDEN BUGÜNLERE

OSTİM’e ne zaman geldiniz?
Dükkan işletmeye başladığımız zaman ben askere gitmeye niyet ettiğimde, Cevat Bey ile Tevfik Bey o zaman dükkan dükkan gezerdi. Kalfalar dahilinde, “50 lira, 100 lira verin isminizi yazdırın.” derlerdi.

Üye yapıyorlardı tek tek. Herkese gidiyorlardı. “Oğlum git derneğe ismini yazdır. OSTİM’den size hem dükkan vereceğim hem sermaye de vereceğim.” deniliyordu. Onları seviyorduk. Her şeyden önce insana güven veriyorlardı. Ata Sanayi küçücüktü. Bağırsan yandaki dükkan ile sohbet ederdin. 50, 75, 100 metrekarelik işyerleri vardı.

1983’de hisse aldım OSTİM’den. Geriye dönüp baktığımda; geç kalmışız. Bizden önce üye olanlar daha rahat ödeyip güzel iş sahibi oldular. Geldiğimde, “Burada top mu oynayacağız!” demiştim. Ön tarafında 150 metre bahçe, 200 metre içerisi… Bir de katlar var. Toplamda 400 metre, 500 metre bir yer. Burada ayrı bir güzellik var… 100 metrekare yerden bugünlere geldik.

Bir kısmını küçük sanayi sitesi olarak, bir bölümünden sonra da organize sanayi bölgesi olarak OSTİM’de iş yaptınız. İkisi arasındaki farkı esnaf olarak hissedebildiniz mi?
İlk geldiğim yıllarda doğru dürüst dolmuş yoktu. Demetevler’e kadar yürüdüğümüzü bilirim. Akşam biraz geç kaldığın zaman sisten göz gözü görmezdi. Telefonlar bağlanmıştı, sokaklar açılmıştı ama asfalt yoktu. Yeni yapıldığı için kimse tepki vermiyordu. Belediye asfaltımızı sermeyince yönetim kendisi yapmak zorunda kalmıştı. Şimdi o da var. Her şey hazır, yok öyle bir şey. Biraz da kendinden bir şeyler katacaksın ki olacak. Devlet her şeyi yapsın, ben oturup yiyeceğim. Yok öyle.

Esnaflığın nüvesini teşkil eden Ahilik için neler söylersiniz?
Ahiliği iyi öğrenmek lazım. Dar kalıplara tıkmışız Ahiliği. Gelişmiş ülkelerin uyguladığı model bu aslında. Rahmetli Turgut Özal kardeşini Almanya’ya gönderiyor; “Almanlar da harpten çıktı, biz de harpten çıktık. Onlar aldı başını gidiyor, biz niye hala böyleyiz. Bir gidin inceleyin.” diye. Almanlar kardeşine, “Siz niye geldiniz, ne öğrenmek istiyorsunuz?” diye soruyor. Nasıl geliştiklerini soruyor. Onlar da, “Ahilik kitabını aldık, onu inceledik. Biz ona göre hareket ediyoruz.” yanıtını veriyor.

Almanya’ya 1986’da gittim. Adamlara bir bakıyorum, gün doğmadan ayaktalar. Bizim kitabımız, “Üzerinize gün doğmasın.” der. Şimdi bir bakıyoruz ki saat 4-5, adamlar yolda fabrikaya gitmeye, çalışmaya başlıyorlar. Ahilik; gelişmenin, kalkınmanın el feneridir…

KOBİ’lerin, küçük esnafın zorlukları neler?
Büyük fabrikaları gider görürsün ancak OSTİM’deki küçük esnafı görmüyorlar. “Kardeş ne yapıyorsun, sen nerelere satıyorsun, ne gibi sıkıntın var, sen kredi alabiliyor musun?” diyen kimse yok.

Kredi için müracaat edildiğinde hemen ‘ipotek’ edilecek mülk soruluyor. Benim ipoteğim olsa zaten satarım, niye kredi alayım? “Takımım, tezgahım var.” diyorsun kabul edilmiyor. Evim olmayabilir, dükkan benim de olmayabilir, kiracı da olabilirim. Ama oraya takımı dizmişim; esas kazancım burada.

Bunu devlet de bankalar da görmüyor. Efendim, “Konut var mı, dükkan var mı?”... OSTİM’de makineyi getirdiğimde o zamanki değerle 11 tane dükkan alıyordu.

“KÖYLERDEN GELEN ÇIRAKLAR FABRİKA SAHİBİ OLDU”

Sizin gibi sanayicilerimizin belirttiğiniz gibi çıraklık geçmişi var. Çıraklık ve mesleki eğitim için değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Çoğumuz mesela yüzde 70-80’i ilkokul mezunudur, çıraklıktan yetişmedir OSTİM’de. Demir Sanayi, Yeni Sanayi, Ata Sanayi, Büyük Sanayi hepsi buralardan çıkmadır. Başlangıç sermayelerine bakıldığında; “Babam 10 lira verdi, babam 100 lira verdi, halamın bileziklerini aldım, teyzemin bileziklerini aldım öyle torna aldım.” derler.

Şimdilerde kimse iş beğenmiyor. Çünkü çıraklığımız kalmadı. 12 yaşında gelip de, “Ben bu işi öğreneceğim.” demek zaten yasak, cezası var. 15 yaşından sonra çırak olunuyor… 16 yaşında gelecek, 2 sene sonra da askere gidecek. Ben 12 yaşından önce başladım. Rahmetli abim de sanat okulu mezunuydu. Okulu, neredeyse mühendis yetiştirirmiş.

Eskiden çırağın geldiği, yetişeceği tabiri caizse ‘fabrikalarımız’ vardı. Kızılcahamam, Kazan bir fabrikaydı. Çocukları anneleri sanat öğrensin diye yollardı.

1970 öncesi Ata Sanayi, Demir Sanayi’nin, Büyük Sanayi’nin çırakları, bugünün ustaları köylerden geliyordu. Kızılcahamam’ın, Beypazar’ın, Elmadağ’ın köylerinden çocuğu alıyordu anası, babası iş arıyordu. Getiriyordu teslim ediyordu.

Yetişiyor, usta oluyor, zanaat öğreniyor, zaman geçiyor dükkan açmak istiyor. Eğer ustası iyi bir insansa; “Oğlum filanca torna, kaynak makinesi satıyor. Ben bunun kefiliyim.” derdi. Sonra bir bakıyorsun ki, kocaman bir fabrika sahibi oluyor.

Eklemek istedikleriniz?
Üretmeyi, işimi seviyorum. Ben bu işe başladığımda aklımdan, hayalimden geçmezdi. İhracat geçmezdi. Şimdi Amerika’ya tel örgü gönderdim… Devlet bizim için kutsaldır, hükümetler gelir gider… İş, güç hepsi olur. Vatanımıza zeval gelmesin. Mühim olan vatandır.
OSTİM BELGESELİ ARŞİVİ

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *