» 
 

“Girişimcilik Kişisel Özelliktir”

Veysel Ersun Nasırlıoğlu: “Girişimcilik kişisel özelliktir; hazırsan denize atla muhakkak yüzersin.”

Girişimcilik günümüz şartlarında açıkçası cesaret işi… Hele genç bir ekiple, gelecekte dünya markası olmak için niyetlenirseniz işiniz çok da kolay değil… Bu yola çıkanlardan biri de Geotek’in kurucu ortaklarından Veysel Ersun Nasırlıoğlu. Sanayici, ticaret erbabı bir aileden gelmiyor… Nasırlıoğlu, daha 17’sinde kardeşleriyle birlikte iş kurmayı düşünen ve bunu başaran; ülkenin kalkınmasına tuğla eklemeyi, ateşten gömleği giymeyi seve seve kabullenmiş üretim gönüllüsü…

Bugün, uzmanlaşmış beş ortakla, üç ana grupta medikal sektörüne hitap eden Geotek, kanser teşhisi için kullanılan biyopsi iğnelerinin üretimini yapan Türkiye’nin önde gelen firmalarından.

Cirosunun yüzde 20’ye yakın bir kısmını Ar-Ge’ye ayıran, gelecekte sağlam durabilmek için kurumsallaşma çalışmalarına hazırlanan Geotek, OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi’ndeki faaliyetleriyle de ortak rekabetin aktörleri arasında.

2003’te şirketini kuran, 2005’te üretime geçerek, 25 ülkeye ihracatla ve yıllık ortalama 50 bin parçayla devam eden ticari serüven, girişimci adayları için de örnek olay incelemesi niteliğinde.

Bu işe çok ileriyi hedefleyerek girdiklerini, kendileri için daha çok yol olduğunu dile getiren Nasırlıoğlu, girişimciliğin kişisel bir özellik olduğunu belirtirken, “Kesinlikle bir dünya markası olacağız.” ifadelerini kullanıyor. Genç işadamı, tavsiyelerini şöyle somutlaştırıyor: “Gerçekten bu işi yapmaya hazırsan, alt yapının iyi olduğunu düşünüyorsan ve bu gücü kendinde buluyorsan; hiç düşünmeden denize atla muhakkak yüzersin.”

İş hayatına nasıl girdiniz?
1999 yılından beri sağlık sektöründeyim. Üç yıl kadar firmaların ithal ettiği ürünlerin
satışını yaptık… Daha sonra 2003 yılında aynı alanda; bir arkadaşım ve kardeşimle birlikte ilk atılımımızı yaptık. Tabiri caizse denize erken yaşta atlamak gerekiyor; biz de denize 12 yıl önce ilk kulacı attık.

1999’daki alanımız üroloji ve radyoloji ürünleri olduğu için, işe bildiğimiz yerden; yani medikalden başlayalım istedik. Çok iyi bir doktor portföyümüz vardı, güven sağlamıştık. Onlar da bizi çok iyi tanıyorlardı. İthal edilen ürünlerin ihalelerine giriyor, Türkiye genelinde satışını yapıyorduk. 2006’da zor olanı seçtik, “Bunları biz üretelim” dedik. Bir şeyi üretmek Türkiye koşullarında çok zor. Kardeşim Mehmet Göksun Bey ve Onursal Bey’le birlikte yola çıktık. Şimdi farklı özellikleri olan; ihracat, mali, Ar-Ge, satış pazarlama, kalite konularına bakan beş ortağız. 40’a yakın çalışanımız var.

“DÜNYA MARKASI OLACAĞIZ”

Nerede başladınız?
OSTİM’de, 100 metre karelik bir alanda başladık. Doğruyu söylemek gerekirse, çok iyi bir ekibimiz vardı, bu işe inanmış arkadaşlarla yola çıktık. Özellikle ortaklarım konuya hakim arkadaşlardı, hepimizin belli görevleri vardı. Bugün itibariyle hem üretim kapasitemiz hem satışlarımız, ürettiğimiz ürünlerin kalemleri çok iyi noktalara geldi. Ticarete çok ileriyi hedefleyerek atıldık.

Geotek, yarıştığımız kulvarda 5-10 sene sonra kesinlikle bir dünya markası olacak. Aslında şuanda da bir dünya markasıyız ama yeterli değil. Hala daha yolun başında ve çok yol kat etmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

İhracat nasıl gelişti, yurtiçi satışlarınız ne aşamada?
Yurtdışına açılmamız fuarlar sayesinde oldu. İlk defa 2010 yılında Almanya’daki Düsseldorf fuarına katıldık. Orada, karşımızda 16 yıldır o fuarda stant açan bir İtalyan firması vardı; patronu, “Bu fuarın sonunda bir tane müşteri bulmayı hedefleyin. O bir müşteri bile sizin için bir atılım.” tavsiyesinde bulunmuştu. Ne demek istediğini şimdi çok iyi anlıyorum. Fuar dönüşünde belki 100-150 tane kontak kurduk ama sadece bir tane müşteri bulabildik. Sonraki yıllarda sayı giderek arttı. Bugün itibariyle 25 ülkeye ihracat yapıyoruz. Mısır ve Brezilya ile iyi çalışıyoruz. Almanya, Tayvan ve Vietnam’dan da müşterilerimiz var.

İç piyasa ise bizim ana kalemimiz. Sahadan kopmayan, ilham alan bir firmayız. Ürünleri geliştirirken sahadaki doktorlarımızdan yani son kullanıcılardan bilgiler olarak eksikleri tamamlıyor, kendimizi geliştiriyoruz. İç piyasayı hiçbir zaman göz ardı edemeyiz.

Size göre KOBİ’lerin en çok karşılaştığı sorunlar neler?
Bence, bütün KOBİ’lerin ortak sıkıntısı finansa erişim. Dünyanın köklü markalarıyla büyüklerle rekabet edebilmeniz için kendinizi geliştirmeniz; satış rakamlarını, personelinizi artırmanız, fiziki şartlarınızı geliştirmeniz gerekiyor. Bunların hepsini bir KOBİ olarak yapacaksınız. Birçok KOBİ’nin bu anlamda desteği olmadığı için bunların hepsini bir arada yapabilmesi çok zor oluyor. Her daim aynı yerde kalırsanız, kaybolur gidersiniz.

Başarmayı en çok istediğimiz konulardan biri; ihracat oranımızın iç piyasadan daha yukarıda olması. Yani toplam ciromuzun yüzde 70-80’ini ihracat, yüzde 20’sini iç piyasaya satmak istiyoruz. Sebebi, iç piyasadaki para dönüşlerinin çok geç olması. Özellikle sağlıkta geri dönüşler çok uzun. İhracat yaparken yurtdışından firma bize sipariş veriyor. Siparişin ardından ödememizi yapıyor ve üretime geçiyoruz. İç piyasada ise hastane sipariş ediyor, malzemeyi teslim ediyoruz. En iyi ihtimalle her şey yolunda giderse altı ay sonra ancak paramızı alabiliyoruz. Bazı üniversite hastanelerinde bu; bir, bir buçuk, iki yıla kadar sürüyor.

“ÜRETMEKTEN VAZGEÇMEYELİM”

Girişimci olmak isteyenlere neler önerirsiniz?
Girişimciliğin, kişinin kendi iç yapısı ve karakteriyle ilgili; kişisel bir özellik olduğunu düşünüyorum. Her insan girişimci değildir. 17 yaşımdan beri, “Bir gün kardeşlerimle birlikte kendi işimi kuracağım.” diyordum. Ne yapacağımı bile bilmiyordum. Memur aileden geliyoruz; babamız askeri hakim. Ticari yönümüz olmamasına rağmen hep o yaşlarda ticarete atılmayı düşündük. Benim karşıma kim gelse, “Bir iş kurmak istiyorum.” dese, eğer gerçekten bu konuda kendini hazır hissediyorsa ve içindeki o potansiyeli hissediyorsa hiç düşünmeden bu işi yapmasını tavsiye ediyorum. Hatta elimizden gelen bir şey varsa herkese seve seve yardımcı oluyoruz. Ancak dediğim gibi ilk önce kişinin bu konuda kendini hazır hissetmesi şart.

Sonradan kazanılmaz, uzun bir yoldur… Birçok sanayicimizin yaşadığı gibi; OSTİM’de böyle çok var; tırnaklarıyla kazıya kazıya, ter akıtarak bir yerlere geldikten sonra ulaştıkları noktadır. Bu işi yapmaya hazırsan, alt yapının iyi olduğunu düşünüyorsan ve bu gücü kendinde buluyorsan hiç düşünmeden denize atla muhakkak yüzersin. Elbette bocalayacağın zamanlar olacak. Bugün sıfırdan başlayıp bocalamayan var mı? Biz de üç-dört sene çok ciddi sıkıntılar yaşadık, hala da yaşıyoruz ama o günkü sıkıntıların boyutu farklı bugünkülerin boyutu farklı. Geçmişe dönüp baktığımızda, her ne olursa olsun 14-15 yıllık tecrübe kazanmış olduk. Bunu trilyon verseniz alamazsınız. Girişimci herkesi destekliyorum ama her önüne gelen değil, hazır olması lazım. Ruhen bu işi benimsemesi gerekiyor.

Üretmekten vazgeçmeyelim. Üretim, bu ülkenin çok çok daha iyi yerlere gelmesi için yegane bir yol. O yüzden üretim bizi her zaman çok heyecanlandırıyor ve heyecanlandırmaya devam edecek. OSTİM, inşallah OSTİM 2, OSTİM 3, OSTİM 4‘leri açar. Üretim bu ülkenin ve OSTİM’in olmazsa olmazı.

Kümelenme size neler kazandırdı?
Eğer bu işi yapıyorsak ve yapmaya da devam edeceksek, birilerine sesimizi duyuracaksak bizim de bunun içinde olmamız gerekir diye düşündük. Bir firma, bir ürünü üretmeye başladığı zaman, ürünün birçok aksesuarı ve yardımcı aparatları var. Bu ürünleri kim üretiyor, hangi firma ile iletişime geçerek bu aparatları temin edebiliriz? Kümede birçok firma rakip olmasına rağmen, birbiriyle iletişime geçebiliyorlar ve bilgi paylaşabiliyorlar.

En somut başarılarımızdan biri de Medikal Sanayi Kümelenmesi Ortak Showroom’unu açmamız oldu. Türkiye’de örneği olmayan bir proje. Aynı sektörden iki firma olmasına rağmen; firmalar müşterisini rahatlıkla showrooma getirip ürünlerini gösterebiliyor.

“YATIRIMA DÖNDÜRMEDİĞİNİZ HER ŞEYİ KAYBEDERSİNİZ”
Mehmet Göksun Nasırlıoğlu Firma Ortağı

Ciromuzun yüzde 20’sini Ar-Ge’ye ayırdık. Bu, Türkiye’deki firmalar için çok ciddi bir rakam. Kendimizi değil sürekli şirketimizi büyüttük. Bunun için gerçek anlamda çok sıkıntı yaşadık ama şirketin gerekliliklerini, Ar-Ge’sini, yatırımlarını, fuarlarını hiç aksatmadık.

Farklı sektörlerde bir anda büyüyen arkadaşlarım oldu. Bir bakıyoruz iki sene sonra ortada yoklar. Belki bu tecrübesizliktendir. Kazanılan bütün değerin kendisine ait olduğunu düşünüyor, yatırıma döndürmüyorlar. Saniyeler önemli; ticaret hızla ilerliyor, ayak uydurmak ve yatırım yapmak zorundasınız. Yatırma döndürmediğiniz her şeyi kaybedersiniz.

Birinci kuşak olarak kurumsallaşma ihtiyacımız var. Kurumsallaşmaya tepeden başlamak, bundan sonra alt kademelere de bunu yansıtmak zorundayız. Hak eden kişileri burada görevlendiriyoruz. Aileden de çalışanlarımız var ama yetkin oldukları için buradalar.

Medikal sektöründe en büyük eksik; bilgi eksikliği. Tıbbi cihazda bir üretime niyetlenirseniz, eleman bulmanız mümkün değil. Ülkemizde medikal sektörü anlamında yetişmiş eleman, bilgi birikimi yok.

YILLIK 150 BİN PARÇA ÜRETİMİ
“Üç ana grupta üretimimiz var fakat ana faaliyetimiz biyopsi iğneleri. Biyopsi, büyük bir pazar. Geçen sene 150 bin parçaya yakın mal ürettik.”

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *