» 
» 
Güzel ülke sanayisi ile savunma

Güzel ülke sanayisi ile savunma

Cüneyt ÖRKMEZ

Evet, sanayileşme için çok önemli sözler ettik. Bu ülkenin sanayileşmesi, muasır medeniyetler seviyesine çıkmasında hep önemli bir gereklilik sayıldı. Kuruluşunun 10. yılına demir ağlar damgasını vurmuştu genç Cumhuriyetin. Ondan sonrası da yine hep bir endüstrileşme eğilimiyle ve özlemiyle geçti. Tatbikatta neler yaptığımızı sorguladığımızda yaptıklarımızla yapamadıklarımızla bu günlere geldik.

Son on yıl içerisinde ihracat rakamları her geçen gün arttı. Bu noktada sanayinin payı oldukça dikkat çekici. Sadece son bir yıl içerisinde bir önceki yıla göre sanayi ürünleri ihracatımız yüzde 32 artış göstererek 9,3 milyar dolarlara ulaştı. Sanayi ürünlerimizi beğenen var, alan var. Bu iyi bir gelişme. Çünkü dünya yuvarlanmaya müsait bir küresel pazar ve bu pazarda sanayi alanında rekabet hiç olmadığı kadar çetin. Sanayiye karşıt, tarım ülkesi kavramını biz hiç sevmedik. Sanayi, ilerlemeyi temsil ederken tarım hep geriyi temsil etti. Batının altın yumurtlayan endüstri tavuğunun bir yumurtasını almak için bilmem kaç ton pamuk satmamız gerektiği, sanayileşmemizin gerekliliği karşısında anlatılagelen bir öykü olarak hala hafızalarımızdadır.

Tarımın ötelenmesi doğru mu? Türkiye çok özel bir ülke. Sanayiyi de tarımı da doğru yapabilecek kaynaklara sahibiz. Biz sanayileşme rüyaları görürken tarımı da doğru dürüst yapamamış bir ülkeyiz. Modern tarımın unsurlarına ve istihdamdaki tarım payına göre uyguladığımız politikalarda sınıfta kaldık. Bu gün bile tarımdaki üretim ve pazarlama yöntemlerimizi geliştirecek olsak ihracattaki tarım payımızın çok daha fazla artış göstereceğinden şüpheniz olmasın. Tarımsal ürün çeşitliliğimiz ve özgünlüğümüz benzersiz.

Güzel kadının makyajının zor olduğu gibi güzel ülkenin de makyajı zor olur. Bizimkisi güzel ülkeyi daha başka nasıl, güzel ve etkileyici yapmanın arayışı belki de.

Güzel ülke dedik güzel kadın dedik ancak her güzelin de bir derdi var dersek konuyu kıssadan hisse özetlemiş oluruz. Derdimiz bitmez. Bu Avrasya’nın köprüsü olma tarafımız, jeo-politik bakımdan cazibemiz yok mu? Hep başımıza gelen dertler biraz da bunlardan. İsrail’le yaşanan son gerilim, İsrail’in ve batının olduğu kadar Arap kardeşlerimizin hataları üzerine inşa edilen yüz yıllık sorunlar… Ucu bize dokunan uluslar arası hukuk tanımaz İsrail politikaları, gelinen süreçte kayıtsız kalmayı imkânsız kılan gelişmeleri doğurdu. Dünya’da barış istemek bazen slogan düzeyinde iyimserliktir. Barışın karşısında savaşın var olduğunu düşünmek bir ekonomik faaliyetin doğuşu demektir.

Savunma sanayi dünyada sürekli büyümüştür. Barışın ekonomik yönünü düşünmeye fırsat yok, ancak savaş ve yenilme korkusu başlı başına ekonomik faaliyetler doğurur içinden. Savunma sanayi işte bu derece önemi. Nuri Demirağ’dan bu güne ne kadar olduk ne yaptık diye baktığımızda bir aşama kaydettiğimizi söyleyebiliriz. Yeterli mi? Değil. Ancak yıllarca silah tüccarları için cennet ülke olan Türkiye’nin komisyoncuların çıkarlarına tersini dönüp kendi savunma sanayisini kurma çabasına girmesi öyle kolay iş değildi. Kendi arabamızı yapamadığımız gibi kendi uçağımızı da yapamadık. Sebepler benzer. Sonuçlar da öyle. Ama birinin ucunda ölüm var. Savunma sanayinin dışa bağlılığı, o bağın düşmanınıza kadar uzanması kadar korkunç ne olabilir. Uluslar arası arenadaki güncel ısınma kendi çıkarlarımız açısından çok şeyi düşünmemize sebep oluyor. Namlunun ucu size doğrultulmuşken elin uçağına, parçasına, bakımına ihtiyaç duyuyorsanız işiniz zor demektir. Hele de teknolojinin chip’lere sığdığı bir çağda yaşıyorsak, başımıza düşecek bomba için koordinatlar bir bilgisayar ekranından yönetilebiliyor ve onu yöneten oturduğu yerden sonuçlarını canlı izleyebiliyorsa bu birikime erişmek için hayati bir çaba içerisinde olmanız gerekir. Bu gün İsrail Heron’larıyla Anka’larımızı kıyaslayabiliyorsak, en azından kıyaslayacak bir şeyimizin var olması sevindirici. Ancak sadece Anka’larla işimiz bitmez. Apaçi helikopterlerinin bakımını kendimiz yapsak da işimiz bitmez. Uzak menzil, güdümlü füzeler var. Nükleer var. Denizi, havası, karası, uydu teknolojisi var. Savunma sanayi adına var oğlu var. Her ne kadar savunma sanayi dense de bu işin savunma amaçlısı da var, savaş amaçlısı da. Niyetleri okuyamazsınız. Bu amaçlarla büyüyen savunma sanayi ürünlerini ticari bir faaliyetin içerisine sokarak pazarlama yolunu seçen ülkeler açısından, bu işin bir de karlı tarafı var. Bu gerilim ortamlarında insanın aklında işin bir de bu yanı geliyor. Hep kardeş kardeş evcilik oynasak oyuncakçıdan tabanca alır mıydık? Kendimizden eminiz. Ülkemizin savunma sanayinin savunma amaçlı gelişmesi gerektiğinden eminiz. Güzeliz dedik ya, güzel ülkeyiz. Huyumuz da güzel. Haksızlığa, bize karşı yapılmasa da yanar bu yüreğimiz. Gazze’ye, Filistin’e yandık, yoksulluğa, açlığa, Sudan’a yandık. Doğu’ya, Güney Doğu’ya ne yazık ki her gün yanıyoruz bu günlerde. İçimizde de dışımızda da yanacak çok şey var. Bu günlerde düşünecek çok şey var.

2 Mayıs 2016 Pazartesi 11:59
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *