» 
 

“İmalat ve İhracatın Temelini OSTİM’de Attık”

OSTİM’li sanayicilerin yaşam öykülerini dinlediğimizde, daha önce de vurguladığımız gibi muhakkak ‘çıraklık’ kavramı ile karşılaşıyoruz. Halil İbrahim Elmadağlı da zirveye giden yola çırak olarak çıkmış.

OSTİM’li sanayicilerin yaşam öykülerini dinlediğimizde, daha önce de vurguladığımız gibi muhakkak ‘çıraklık’ kavramı ile karşılaşıyoruz. Halil İbrahim Elmadağlı da zirveye giden yola çırak olarak çıkmış… Türkiye’nin tarihi dönemeçlerine tanıklık eden 1960’da çalışma hayatına atılan Elmadağlı, kendi işyerini açma hayalini gerçeğe dönüştüren, üretimin geleceğine inananlardan…

O, 1974’te Ata Sanayi’de bu hedefine ulaştı. 30 metrekarelik atölyede bir torna makinesi ile işe koyuldu. Bu arada OSTİM’in kurucu kooperatifine de aidat ödedi. 1985’te OSTİM’e geldi. 2013’te mekan darlığı sebebiyle ASO 1. OSB’de işlerini sürdürme kararı aldı. Ancak OSTİM’le irtibatını hiç koparmadı…

Elmadağlı’nın yarım asra yaklaşan firması, yedek parça ve jant üretimini başarıyla gerçekleştirdi. Dahası, 1987’den bu yana ihracatını 22 ülkeye ulaştırdı. “Uzakdoğu’ya da ihracatımız var şimdi Çin’in bitişiğinde Tayland var.” Diyen duayen sanayici, şu ifadelerin altını kalın çizgilerle çiziyor: “OSTİM benim için bir temel. Hem okul, hem imalatın hem de ihracatın temeli.”

Sizi tanıyabilir miyiz? İş hayatınız nasıl başladı?
1960’da çırak olarak işe girdim. Ata Sanayi’deki atölyede 1969’a kadar çalıştım. Sonra askere gittim. 1971’de geldim. 3 sene daha aynı yerde çalıştım. Ustam bana “Seni ortak edeceğim.” dedi. Üç sene dolunca, bu durumu kendisine hatırlattım. O da, kâr ortağı yapacağını söyledi. Ben de “Usta, kâr ortağı istemiyorum, ben atölye, iş yeri açacağım.” Karşılığını verdim, kabul etti. 1974’te Ata Sanayi’de yedek parça üretimi yapan iş yerimi açtım. 30 metrelik küçük bir atölyede torna aldım, işe başladım.

Askere gitmeden önce OSTİM Kooperatifi kuruldu. Rahmetli Cevat Dündar, bizim orada, yakınımızdaydı. Ustam iki hisse girdi, bana da bir hisse girmemi tavsiye etti. “Usta gireyim ama nasıl ödeyeceğim?” diye sorunca, “Önemli değil, sıkıştığın zaman ben öderim.” Şeklinde destek verdi. Merhum Cevat Dündar da ustama, “Oğlum bu nasıl ödeyecek?” şeklinde sorardı. Kendisi bana söylediğini yinelerdi: “Ben öderim.”

O zaman OSTİM’in parasını ödüyorum, atölye açıncaya kadar yine ödedim. Ustabaşıydım, iyi maaşım vardı; bir sıkıntı olmadı. Tahmin ediyorum askere gidince durdurdular, askerden gelince yeniden başladım. O vaziyette şimdi OSTİM’deki hisseyi almış oldum.

Aradan zaman geçti, erken ödeme uygulaması başladı. Üçüncü ve dördüncüde girdim. Alınteri Bulvarı’nda bir yer çıktı. Aradan zaman geçti, orası bitti. Baktım, iş makinecilere bir yer ayırdılar. O yer uzak geldi. İmkanlarımız da vardı, bir hisse daha aldık, 45. Sokak’ta bir yer çıktı. Böylece OSTİM’e adımımızı attık.

“TAYLAND’A JANT GÖNDERİYORUZ”

İki atölyeniz mi oldu?
İki atölye olmuş oldu, hisse alınca iki iş yerimiz oldu. İkisi ayrı ayrı olunca ikinci aldığım yerin yanında kiralık tuttum. Üç tane atölye de yetmedi… Ustam beni iyi yetiştirdi, işi sağlam ve garanti yaptım… 1995’te mekan dar gelince yer aradık. Kuruçayırlar Sitesi’nin bölgesinde bir arsa bulduk, 1997’de 3 bin 200 metrekare yer yaptık.

Halen yedek parça üzerine mi çalışıyordunuz?
Yedek parça devam ediyoruz ama 2011’de tekrar işi büyütmek istedik. Jant imalatımız vardı. Jant imalatı büyük hava ile olduğu için mevcut alan yetmedi. Tekrar arayışa girdik. 2011’de ASO 1. OSB’den yer aldık. 2012’de inşaatına başladık, 2013’te de taşındık.

İhracatınız var mı?
1987’den beri ihracatımız var. 22 ülkeye ihracat yapıyoruz. Uzakdoğu da dahil… Çin’in bitişiğinde Tayland var. Tayland’a jant gönderiyoruz. Halbuki Çin’de daha ucuz.

Niye tercih etmiyorlar Çin’i?
Onlar, fabrikasyon yapıyor. Biz yerine göre 10 tane de, bir tane de olsa yapıyoruz. Bunun için bizden alıyorlar. Liste gönderiyorlar, “Şunları, şunları istiyorum.” diyorlar. Bir ay içinde teslim ediyoruz.

1960’lı yıllardan baktığınızda kendinizi bu şekilde hayal ediyor muydunuz böyle?
Hiç hayal etmiyordum. Ama çok azimliydim. Askerde kullandığımız bir jipi kendimiz tamir etmiştik. O zaman arkadaşıma söylemiştim: “Askerliğim bir bitsin, ilk sene değil ama sonraki sene mutlaka kendi arabamı alacağım.” Öyle de oldu. Hep azimli, istekli oldum.

“OSTİM’DEN KOPMADIK”

İlk geldiğiniz dönemdeki OSTİM’i anlatabilir misiniz?
1982’de ikinci hisseyi aldım. Çünkü birinci hisse daha önce çıktı, uzak olduğu için taşımadım ben onu. 1985’e kadar orası yapıldı ama yoldan kooperatifin karşısındaki sokak bizim sokak çamur. Arabayı oraya park ediyoruz, içeriye girmek mümkün değil kışın.

OSTİM’de Ahilik geleneği olduğundan söz edilir. Bu gelenekte esnaf birbirinin rakibi değil komşusuydu her şeyden önce. Siz böyle bir ilişki yaşadınız mı OSTİM’de bulunduğunuz süre içerisinde?

Ata Sanayi’nde olduğum yıllarda, bir sokak herkes birbirinin derdini, sıkıntısını bilirdi. Herkes kardeş gibiydi. Her sabah selamlaşır, ihtiyacı olduğu zaman gider komşudan ihtiyacını görür, ihtiyacını halleder sonra ona öderdi. 1985’te OSTİM’e geldim, bizim sokakta kimse yoktu. Uzaktan insanlar bakıyormuş bana mesela; 44. sokaktan, 43. Sokaktan. Şimdi anlatıyorlar, “Bu arkadaş buraya geldi, çamurun içinde ne yapacak, ne edecek?” diye… Yardımcı olmak için arkadaşlar geldi özellikle.

OSTİM’den yer nedeniyle ayrılanlar burayla bağlarını koparmamışlar…
Biz de koparmadık, şube bıraktık. OSTİM, hep tanıdıklarımız… Bütün işlerimizi OSTİM’den görüyoruz. Malzemeciler, çelikçiler, dökümcüler, bankalarımız, hırdavatçılarımız; hepsi orada. Şirket aracımız her gün bir veya iki sefer OSTİM’e gider. Bir cıvata için gittiğimiz bile olur.

“İHRACAT OLMASAYDI BU İŞLERİ YAPAMAZDIK”

OSTİM benim için bir temel. Hem okul hem imalatın hem de ihracatın temeli. İhracat olmasaydı biz bu işleri yapamazdık. 200 metrekare yer bize büyük gelirdi.

Sanayi hedeflerini Allah razı olsun; rahmetli Cevat Dündar, ihracatı da rahmetli Turgut Özal koydu önümüze. Özal’dan önce 100 dolar taşımak yasaktı, suçtu, hapse atılıyordun. Yanında taşıdığın zaman kaçakçı oluyordun.

İlk atölyeyi açtığım zaman telefona yazıldım. 4-5 sene geçti. Direkt arama yok, yurt dışıyla, şehir dışıyla görüşemiyorsun. Malzeme veya bir takım gelecek, yazdırıyorsun çıkmıyor üç saat. Aceleye çevir diyorsun yine çıkmıyor. Yıldırıma çevir diyorsun aradan 2 saat geçiyor, 3 saat geçiyor.

Rahmetli Turgut Özal geldi; 2-3 sene içinde otomatik santraller, hep telefonlar… Yani şimdi bu hükümetin gelip de yollar açtığını, şurayı açtığını, buyarı açtığını, ihracatı açtığını, destekler verdiğini de ne bileyim bir sürü kolaylığı da bunların zamanında gördük.

Ata Sanayi çıraklık dönemi, OSTİM ihracat ve imalat yapmanın okulu. Sincan da ustalık dönemimiz.

HABERE AİT FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *