» 
» 
Katma Değer, Serbest Ticaret Anlaşmaları ve Merdiven

Katma Değer, Serbest Ticaret Anlaşmaları ve Merdiven

Emin AKÇAOĞLU

Birkaç gün önce İzmir’de Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’nde sanayicilerle görüştüm. Demir-çelik sektöründe faaliyet gösteren sanayicilerden biri kendi sektöründe hâlâ görece ilkel denebilecek alanlarda faaliyette bulunuyor olmaktan bıktığını söyledi ve elindeki cep telefonunu göstererek “Apple iPod’un kim bilir kaçıncı yeni modelini çıkarmak üzere” diyerek sözünü tamamladı. Kemalpaşalı sanayici haklı olarak yüksek katma değer üreten endüstri dallarına geçilememesinden yakınıyordu. Üstelik piyasa durgundu; işler kötüydü.

Ne ilginç tesadüf ki aynı günün gazetelerinde, yeni yayınlanan dış ticaret istatistiklerine göre ihracatın Temmuz ayında geçen yıla göre % 16,2 gerilediğine dair bir haber vardı. Oysa Türk lirası hem Euro’ya hem de dolara karşı çok belirgin değer kaybetmişti. Normal koşullarda döviz kurundaki değişimin ihracatı artırması beklenirdi. Elbette dolar-euro paritesindeki değişme Türkiye’nin ihracat ve ithalat kalemleri dikkate alınarak değerlendirildiğinde; genellikle dolarla ilişkili üretim maliyetlerini görece daha fazla yükseltirken, Euro cinsinden satış fiyatları bakımından Türk mallarının cazibesi aynı oranda artmadı. Kısacası Türk mallarının rekabet gücü her iki yönden de (üretim maliyetleri ve satış fiyatları bakımından) görece zayıfladı. Üstelik ana ihracat pazarlarımız olan Avrupa derin bir durgunluk içinde debelenirken, Rusya gerileyen petrol fi yatlarının da etkisiyle fakirleşti. Orta Doğu ise kaynıyor – malûm. Kaldı ki yeniden Kemalpaşalı sanayicinin yakındığı konuya dönersek, karşımızda kocaman bir gerçek var: Ürettiklerimizi üretmek pek de maharet gerektirmiyor. Pek çok başka ülkenin ürettiği malları üretiyoruz. Konu yine katma değer ve teknoloji konusuna geliyor. “Ne yapmalıyız” sorusu kamuoyunda uzun zamandır tartışılıyor.

Bu sorunun cevabını ararken üstünde durulması gereken hususlara ilişkin elimizde bir hayli malzeme var. Örneğin, OSTİM Gazetesi’nin elinizdeki sayısında Sanayileşmenin Gizli Tarihi kitabının yazarı Ha-Joon Chang ile Korhan Gümüştekin tarafından yapılan bir röportajı okuyacaksınız. Bu söyleşide Chang çok önemli bazı konulara değiniyor. Bunlardan bir tanesi sanayileşme politikaları ile ilgili. Chang diyor ki: “Yüksek üretkenlik düzeyini gerektiren faaliyetleri yürüten belirgin sayıda ulusal firmanın büyümesi sağlanmadıkça bir ülkenin kendi ekonomisini geliştirmesi çok zor olacaktır. [...] DTÖ, iki taraflı serbest ticaret anlaşmaları, bölgesel serbest ticaret anlaşmaları veya iki taraflı yatırım anlaşmaları gibi konulardaki uluslararası ekonomik kural değişiklikleri gelişmekte olan ülkelere açık ‘politika alanı’nı daralttı. Bununla birlikte hâlâ kullanılabilecek pek çok politika seçeneği var; özellikle ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalamamışsanız. Çünkü ABD ile imzalanan serbest ticaret anlaşmaları en sınırlandırıcı olanları. [...] Ülkelerin kullanabilecekleri çok sayıda sanayi politikası tedbiri mevcut; çünkü bunların bazıları bütünüyle ‘iç piyasaya’ dönük ve dolayısıyla uluslararası kuralların kapsamı dışındalar. Örneğin, hükümetler makine ithalatına, altyapı inşaasına veya beceri geliştirmeye sübvansiyon ya da vergi teşviki verebilirler. Başka bir örnek şu olabilir: Hükümetler KOBİ'lere teknoloji edinimi, pahalı teçhizatın ortaklaşa alımı veya ihracat pazarlaması konusunda sübvansiyon, vergi teşviki ya da organizasyonel destek sağlayabilirler. Diğer bir örnekse hükümetlerin kendi firmalarını kamu alımlarında tercih edebilmesine veya özel sektörün ilgi göstermediği sınaî alanlarda kamu iktisadi teşebbüsleri kurmasına dair olabilir.” Chang’ın söyledikleri çok sayıda Türk iktisatçı da söylüyor zaten. Söylenenlere siyasetçilerin ve bürokratların daha çok kulak kabartmaları gerekiyor.

İşin özü şu: Yüksek teknolojiye dönük sanayi kollarının gelişmekte olan ülkelerde devlet desteği olmaksızın geliştirilmesi mümkün değil. Bu birincisi. İkincisi bu iş sadece KOBİ''lerle olmaz. Bazı büyük – hatta çok büyük – ulusal şampiyonların inşa edilmesi gerekiyor ki burada bir kez daha devlet desteği; hatta bizzat devletin işin içine girişimci konumunda girmesi konusu gündeme geliyor. Üçüncüsü, KOBİ'lerin de ancak bu büyük ulusal şampiyonlarla entegrasyon hâlinde serpilebilecekleri gerçeği. Dördüncüsü, biraz kendine güven ve genel geçerin dışına çıkabilme cesareti. Beşincisi (şimdilik) uzun vadeli ülke menfaatlerinin ne gerektirdiğinin iyi tahlil edilmesi gereği. Örneğin ABD AB arasındaki TTIP tartışması bağlamında Türkiye ve ABD arasında bir serbest ticaret anlaşması imzalanması hararetle gündeme taşındı. Fakat bakın Ha-Joon Chang ne diyor:

“DTÖ, iki taraflı serbest ticaret anlaşmaları, bölgesel serbest ticaret anlaşmaları veya iki taraflı yatırım anlaşmaları gibi konulardaki uluslararası ekonomik kural değişiklikleri gelişmekte olan ülkelere açık ‘politika alanı’nı daralttı. Bununla birlikte hâlâ kullanılabilecek pek çok politika seçeneği var; özellikle ABD ile serbest ticaret anlaşması imzalamamışsanız. Çünkü ABD ile imzalanan serbest ticaret anlaşmaları en sınırlandırıcı olanları.”

Soru şu: Chang bunu neden söylüyor: Merdiveni itmek için mi? Yoksa merdiveni itenler başkaları mı olacak? Hem de kendileri bile farkına varmadan.

[email protected]

2 Mayıs 2016 Pazartesi 12:18
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *