» 
» 
Koalisyon Hükümetine ve Ekonomiye Dair

Koalisyon Hükümetine ve Ekonomiye Dair

Emin AKÇAOĞLU

7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin sonucu: Ya bir koalisyon hükümeti kurulacak ya da yeniden seçime gidilecek. Pekâlâ, muhtemel koalisyon hükümeti hangi partileri içerecek? Bu sorunun cevabını henüz kimse bilmiyor. Hangi siyasî partiler bir araya gelirse Türkiye ekonomisinin dengeleri bakımından iyi olur? Bu sorunun cevabını vermek de pek kolay değil. O hâlde bir de şu soruya bakalım: Seçim sonuçları koalisyon yerine tek parti iktidarı, özellikle de mevcudun devamını getirseydi daha iyi olur muydu? Özellikle ekonomik gelişmeler dikkate alınarak?

Son sorudan başlayalım: Zaman zaman Ege Bölgesi’nde bulunan yabancı sermayeli firmaların üst düzey yöneticileriyle görüşüyorum. Seçim öncesinde edindiğim genel izlenim, görüştüğüm yöneticilerin Türkiye’nin geleceğine ilişkin kaygılarının arttığı yönündeydi. Üstelik tek partiye dayanan ‘istikrarlı’ bir hükümet iş başındayken. Demek ki tek partiye dayanan bir hükümet seçeneği bile her zaman ve herkeste aynı ölçüde istikrar algısı yaratmayabiliyor. Koalisyon hükümetleri bazen, kendi ülkelerindeki toplumların geniş kesimlerine ve hatta başka toplumların mensuplarına daha fazla güven telkin edebiliyor. Güvenin değer yarattığını daha önce yazmıştım. O hâlde eğer güven telkin eden bir koalisyon mümkün olursa Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde eskisinden daha bile iyi olacağı ileri sürülebilir belki; örneğin yabancı sermayeli doğrudan yatırım kararları bakımından. ‘Güven telkin edebilecek bir koalisyon hükümetinin özellikleri’ bu yazının sınırlarını aşsa da tek bir özelliği not etmekte fayda var: Öngörülebilirlik! Bu ise doğrudan doğruya ‘oyunun kurallarının netliği’ ile ilgili, değil mi?

Tabii burada unutulmaması gereken bir husus var: Türk ekonomisinin dinamikleri sadece içerideki koşullara bağımlı değil. Bizim için iç gelişmelerin ötesinde dış gelişmeler sıklıkla daha büyük önem kazanabiliyor. Mesela, ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırımı konusunda alacağı kararların Türkiye ekonomisi üzerindeki muhtemel etkilerini artık sağır sultan bile biliyor. 17 Haziran’da açıklanan son kararla bu konudaki belirsizlik yaz sonuna kadar sarkmış durumda. Fakat herkes biliyor ki FED’in faiz kararına bağlı olarak dalgalanacak olan dolar kuru bizi hem girdi maliyetlerimiz, hem ithalat faturamız, hem ihracat gelirimiz, hem faiz hadlerimiz, hem dış borcumuzun taşınabilirliği, hem ne kadar zenginleşip fakirleştiğimiz, hem enflasyon oranımız; kısacası her bakımdan çok yakından ilgilendiriyor.

Bu perspektifle başka bir soru daha soralım: Seçim öncesinde iktisaden her şey çok mu iyiydi? Hayır! Seçim öncesindeki ekonomik manzara, yayınlanan istatistiklerin ötesinde çok parlak bir görüntü vermiyordu. Ülkenin her yerinde mantar gibi biten alış-veriş merkezleri dolaşıldığında bile bunu anlamak mümkün. Çoğu yerde birer ikişer kapanan dükkânların yanı sıra, bütünüyle kapanmayı bekleyen alış-veriş merkezleri bile mevcut. Dolayısıyla, genel ekonomik duruma dair değerlendirmeleri sadece koalisyon hükümeti senaryolarıyla ilişkilendirmek işin kolayına kaçmaktan başka bir şey değil. 2015 yılının ilk üç aylık döneminde yüzde 2,3 oranında gerçekleşen büyüme geçen yılki yüzde 4,9 ile kıyaslandığında çok geride olsa da iktisatçıların büyük çoğunluğu yüzde 2’nin altını beklediği için sevinçle karşılandı. Yine de Türkiye gibi hızla kalabalıklaşan bir ülke için bu oranlar hayli yetersiz olduğunu biliyoruz. Son yıllarda büyük ölçüde borçla beslenen özel tüketime dayanan görece kabul edilebilir büyüme oranlarının sonuna gelinmiş gibi görünüyor. Üstelik özellikle de Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı konumundaki Avrupa için yeni bir resesyon dalgası beklentisi dillendirilirken. Üstelik geçen yedi sekiz yılla elindeki tüm cephaneyi kullanıp iyice yorgun düşen Avrupa hükümetlerinin böyle bir resesyon karşısında ne yapabileceği kimse tarafından bilinmezken.

Dış şoklar konusu bununla da bitmiyor: Örneğin yumurta ihracatçıları son üç aydır kan ağlıyor. Yakın zamana kadar büyük paralar kazandıkları Kuzey Irak pazarı kapanınca ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Kuzey Irak’taki gelişmeler kimi durumda kuş gribine, kimi durumda IŞİD’e bağlansa da bir gerçekliği bir kez daha ortaya koyuyor: Türkiye ekonomisi yapısal olarak dış şoklara çok açık! Bütün bunlar seçin sonuçlarından ve koalisyon hesaplarından bağımsız hususlar...

Tek parti ya da çok parti… Türkiye ekonomisinin nasıl bir sürece gireceği hükümetin kaç partiyle kurulacağı meselesinden önce ülkenin dışındaki gelişmelerin bundan sonra nasıl evrileceğine bağlı. Elbette içerideki hükümet formüllerinin de önemi ihmal edilemez. Nihayetinde kurulacak hükümetin kendi yapısının yaratacağı dengeler, dışarıdaki gelişmelere karşısındaki duyarlılık düzeyinde çok belirleyici olacak.

[email protected]

2 Mayıs 2016 Pazartesi 12:19
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *