Tedarik Zinciri mi? Tedarikçi Prangası mı? ...

Tanım:

 

Genel bir tanım olarak tedarik zinciri, girdiden ürüne ve oradan da bir sonraki müşteriye kadar olan aşamaların tümünde katma değer yaratan süreçleri gerçekleştiren tedarikçilerin bir zincir örneğinde olduğu gibi ardışık sıralanmasını çağrıştırmaktadır. Ürün grubunun teknolojik gereklilikleri ve karmaşıklığı ölçüsünde ara tedarikçiler uzmanlaştığı halkalarda zincire dâhil olmaktadırlar.

 

Örnek Olay:

 

Metal, makine imalat ve otomotiv yan sanayi sektörünün en önemli girdi malzemelerinden biri olan hadde mamulü vasıflı çeliğin yaşam döngüsünü bir örnek olay olarak ele alalım.

 

Ülkemizde üretim tekniği bakımından iki grup ana tedarikçi yapısından söz etmek mümkündür. Bunlardan ilki entegre çelik tesisleri diğeri ise ark ocaklı tesislerdir. Ereğli, Karabük ve İskenderun’ da mevcut olan entegre tesislerimizin kurulum maliyetleri son derece yüksektir. Ancak, kütle üretimi yapılabilmesi avantajını kullanarak sürekli teknolojik iyileştirmelerle desteklendiği ve profesyonel üretim yönetimi teknikleri ile işletildiği takdirde işletme, bakım ve birim maliyetler katlanılabilir düzeylere çekilebilmektedir. Yassı ürün yıllık iç talep potansiyelinin tüm kapasitesine rağmen ancak belirli bir oranını karşılayabilen ERDEMIR, bu kulvarda soluksuz kalmadan koşabilmekte ve yatırımlarını kendi olanakları ile sürdürebilmektedir. Diğer taraftan 80’ li yıllarla birlikte ilk yatırım maliyeti entegre tesislere göre oldukça düşük olan elektrik ark ocaklı (EAO) tesisler bu yapılarından dolayı özel sektörün de ilgisini çekmiş ve 2000’ li yıllarda 15’ in üzerinde tamamı özel teşebbüse ait ark ocaklı tesis ile 20 milyon ton ham çelik rekoltesi aşılmıştır. Bu yakın sanayi tarihimizde esas dikkat çekici olan nokta, yaklaşık 20 milyon ton ham çelik üretim kapasitesinin ancak 5 milyon tonu yassı ürün ve yine ancak 1 milyon tonu vasıflı çelik üretimine ayrılmıştır. Diğer bir deyişle üretim kapasitemizin yaklaşık %70’ i, vasıfsız veya inşaat çeliği olarak da adlandırılan ve uluslar arası arenada kütle üretimleri ile kar marjının düşük ancak rekabetin en yoğun olduğu ürün grubuna tabidir. Vasıflı çelik üretiminde özellikle östenitik paslanmaz, ıslah, sementasyon, takım, rulman ve yay çeliklerinin üretiminde yoğun olarak ihtiyaç duyulan Ferro Alaşım malzemelerinin Çin ve Avrupa metal borsalarının güdümünde işlem görmesi ve ayrıca HMS (Heavy Melting Scrap) ve kıyılmış (shraded) hurda temininde yaşanan darboğazlar global tedarik zincirinde baskın faktörlerdir. Bu arada EAO bazında zaten tonaj ve trafo gücü optimizasyonunda sıkıntıları olan işleticilerin, bir de hurdanın fiziksel ve kimyasal kompozisyonundan kaynaklı verimsizlikleri ürün fiyatlarına yansımaktadır. Ark ocaklı çelik üretiminde en önemli iki maliyet unsuru ton başına hurda + alyaj fiyatı ve ton başına harcanan Kwh elektrik enerjisidir.

 

İşte tam bu noktada tedarik zinciri işlemeye başlamaktadır. 1999 yılında 4 ay kadar kaldığım Japonya’ da Aichi bölgesindeki Toyohashi kentinde kurulu TOYOTA Otomobil fabrikası (TOYOTA MOTOR CORPORATION) ve ülke çapında oluşturdukları tedarik zincirine yönelik edindiğim deneyimlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Kanunlar kapsamında 5 yaşını aşan binek araçların vergilerinin ve bakım masraflarının yüksek oluşu, tüketicileri araçlarını yenilemeye yöneltmektedir. Halen binilebilir durumda olan araçların bile yine TOYOTA’ nın da şirket ortağı olduğu hurda işleme tesislerinde preslenmesi, kıyılması ve ayıklanması sonrasında yine ortağı olduğu çelik fabrikalarında özellikle sac kaporta ve mekanik aksamların üretiminde bu yüksek kalitedeki hurdaların sübvanse edilmiş maliyetlerle belirli oranlarda kullanılması gerçekleşmektedir. Özellikle de vasıflı yassı veya çubuk çelik ürünlerin yan sanayiye bu kanallardan aktarılması, yan sanayi ile ortak AR-GE, mühendislik çalışmaları ile kalite maliyetlerinin düşürülmesi, zincirin devam eden halkalarını bize tarif etmektedir. Ana sanayi olarak, “piyasadaki yan sanayi firmalarını tokuşturarak sağlam yumurtaları seçmekten ziyade” uzun soluklu çalışabileceği yan sanayi firmalarını belirleyerek onlara bir anlamda yatırım yapmaktadır. Ana sanayi olmanın gücünü mühendislik ve AR-GE desteği, kalite iyileştirme, tedarik süreçlerini kısaltma ve sonuçta maliyetleri düşürme yönünde kullanmakta ve karşılıklı -ikili yönde- kazanmaktadırlar. Ayrıca, kendi üretim hattında art arda 3 araçtan fazla aynı modeli üretmeyecek şekilde dünya çapında akademik olarak da inceleme konusu olan esnek bant üretim model ve yöntemleri ile son kullanıcıya ulaşan yüksek kalitedeki araçların fiyatı şaşırtıcı ölçüde ucuzlamaktadır. Bu durumda aracı 5 yaşına gelen sürücü fazla tereddüt etmeden aracını yine yerli bir araç ile yenileyebilecek pazar koşullarını bulabilmektedir. Böylelikle tedarik zinciri daha doğrusu döngüsü tamamlanmaktadır.

 

Ülkemizde Durum:

 

Otomotiv ve makine imalat sektörünün ülkemizdeki profili bu perspektifte değerlendirildiğinde çarpıcı fırsatlar ve tehditler açıkça görülmektedir. Otomotiv sektörünün global aktörlerinin dahi zor bir dönem geçirdiği, arka arkaya şirket evliliklerinin gerçekleştiği bu süreçte pazar ve teknoloji yatırımları ile ülkemizde “montaj fabrikaları” kuran dünya markaları bu yönde önemli bir misyona sahiptirler. Uluslar arası serbest piyasa koşullarında yerlileştirilmiş parça kullanmaya özendirilmeleri ve bu yönde oluşturulabilecek rekabet edebilir KOBİ tedarik havuzlarının gerek ilgili ana sanayi firmaları gerekse ülkemiz sanayi politikaları kapsamında desteklenmesini stratejik birinci adım olarak görmemiz gerekiyor.

 

OECD standartlarında 250 çalışana kadar KOBİ statüsünde değerlendirilen yan sanayi firmalarımız için kendi konumlarını ve hedeflerini belirlemeleri kaçınılmazdır. Örneğin motor üreticisi bir firma, ana sanayinin birinci kademe tedarikçisi olurken, motor aksamı için piston, silindir, biyel kolu vb. parça veya montajlı parça üreticileri ikinci kademe tedarikçi, bu işlenmiş parçalar için döküm, dövme gibi taslak parça üreticileri üçüncü kademe tedarikçi, demir-çelik üreticileri dördüncü kademe tedarikçi olarak gruplanabilir. Bu kapsamda tedarik zincirinin hangi halkasında olunacağı ve bunun gereklilikleri (ISO 9000, QS 9000, TS 16949, özel normlar, vb.) çok iyi analiz edilmelidir.

 

Fırsatlar, ağırlıklı olarak bu halkalarda “onaylı tedarikçi” sıfatı ile üçüncü halkadan ikinciye ve birinciye doğru ilerleme yönünde edinilen yerlileştirilmiş teknolojik bilgi birikimidir. KOBİ’ ler kısıtlı imkânlarını bu yöndeki stratejilerle çok dikkatli tüketmelidirler. Tehditler ise, küreselleşen pazarda büyük adetli seri imalat parçaların özellikle Asya ülkelerinde yaptırılırken daha teknolojik veya katma değerli özel imalatların Avrupa ve ABD’ de yaptırılıyor olması sürecinde ülkemizdeki yan sanayi işletmelerinin sektör veya ürün grupları bazında zamanında örgütlü bir kümelenme gerçekleştirememesi olarak değerlendirilebilir. Son yirmi yıl süresince ülkemiz için tercih ettiğimiz serbest rekabete dayalı ekonomik kalkınma modeli bünyesinde teknolojik kapasite, kalite ve maliyet olumsuzlukları ile bu çemberin dışında kaldığımız takdirde piyasada tutunabilme imkanlarımız dönemsel şanslara kalmış olacaktır.

 

Sonuç:

 

Metal yan sanayi sektöründeki KOBİ’ ler mevcut insan kaynakları, makine parkı, know-how ve malzeme temin kısıtlarını dikkate alarak sektördeki belirli bir ürün grubu kapsamında tedarik zincirine bir yerden halka olarak eklenmeli ancak, ana sanayi karşısında onlarla işbirliği, ortak AR-GE ve vizyon çalışmalarından yoksun kalarak kendini geliştiremeyen, sadece ucuz ve kaliteli işçiliği ile zincire bağlı bir pranga mahkûmu da olmamalıdırlar…

 

12 Ekim 2006
Mustafa Salman
KOBI Metal Sektör Uzmanı
www.mustafasalman.com/tr
info@mustafasalman.com

08 Aralık 2011 Perşembe
Okunma: 1477
Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.
Yorumunuz

Ad Soyad

Yorumunuz
 
Makaleler