Arz Yönlü İktisat
Öğrencilik yıllarım Özal döneminde geçti. O yıllarda iktisatla tanışan toplumumuzun gündemine bazı kavramlar yeni yeni giriyordu; borsa, devalüasyon, konsolidasyon, konvertibilite gibi kavramlar moda haline gelmişti. O günlerde tartıştığımız bir kavram daha vardı: Arz Yönlü İktisat… Hatta okuldan mezun olduktan sonra kaderimi belirleyen işe giriş sınavında “arz yönlü iktisat nedir ve hangi ülkelerde uygulanmaktadır” sorusunu hala unutamıyorum.
İktisat tarihine bakıldığında Ortodoks ya da heterodoks anlamda birçok teori geliştirilmiştir. Aslında ekonomik teoriler toplum çıkmaza girdiğinde iktisatçıların geliştirdikleri çözüm yöntemidir. Çünkü ekonomi çıkmaza girdiğine göre mevcut teoriler yetersiz demektir.
Arz yönlü iktisat, 1970’li yıllarda talep yönetimine dayanan Keynezyen yaklaşımda karşılaşılan sıkıntılara karşılık arzı esas alan bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir. Teorinin uygulandığı ülkelere Reagen Amerikası ve Teacher İngilteresi örnek olarak verilmektedir. Arz yönlü iktisat, dar anlamda vergiler azaltılarak arzın arttırılacağı varsayımına dayanır. Geniş anlamda daha karmaşık olarak maliye politikasıyla, verimlilikle, enflasyonla, reel büyümeyle teşviklerle, iş verimliliğiyle, tasarruf ve yatırımlarla, piyasaların etkinliğiyle vs. ilgili yaklaşımlar içermektedir.
Arz yönlü iktisadın teorisyeni Arthur Laffer’e göre “Arz Yönlü İktisat temel olarak teşviklere dayanır. Teşvikler değiştiğinde insanların davranışları da değişir. Eğer bir kişi daha cazip bir aktivitede bulunursa diğer insanlar da bu aktiviteyle ilgilenmeye başlayacaklardır. Aynı şey tersi için de mümkündür. Vergi, dolaysız kontroller (regülasyon), hükümet harcamaları ve devletin ekonomi üzerindeki bütün faaliyetleri üzerinde yapılacak kapsamlı değişiklikler, kişileri teşvik eder ve davranışlarını değiştirir.”
Türkiye’de vergi oranları, kayıt dışı ekonomi ve üretim kapasitesi arasındaki ilişkiyi arz yönlü iktisat çerçevesinde değerlendirmek başlı başına bir çalışma konusudur. Gündeme baktığımızda devlet teşvikleriyle ilgili bir çalışma konusu da ilginç olabilir. Ancak ben arz yönlü iktisat penceresinden daha farklı bir konuyu gündeme getirmek istiyorum.
Yerel Yönetim - Sanayi İşbirliği, Türkiye’de yerli imalatı, dolayısıyla ülkenin arz kapasitesini artırıcı önemli alanlardan bir tanesidir. Bu sayı dahil son üç sayıdır gazetemizin kapak sayfasından gündeme taşıdığımız metro araçlarının yerli imal edilmesi zannederim dikkatinizden kaçmamıştır. Bu konuda Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin stratejik bir plan çerçevesinde özel sektör ile işbirliği yaparak ürettiği tramvay aracı takdire şayan ve örnek bir proje olarak dikkat çekmektedir. Metro araçları başta olmak üzere belediyelerimizin ihtiyaçlarını ihale mevzuatının sınırlayıcılığı çerçevesinde değil de proje bazlı çözüm ortaklıkları kurarak, bulundukları şehirde özel sektörü de geliştirmek misyonuyla yerli imal ettirmeleri karar vericilerimizin üzerinde çalışması gereken ve çözüm üretmeleri gereken bir husus değil mi?
Yukarıda yazdığım gibi Laffer “eğer bir kişi cazip bir aktivitede bulunuyorsa bu diğer insanları da etkiler” diyor. Kişiler için söylenen bu yaklaşım kurumlar için de geçerlidir. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin tramvay ve metro projesinin diğer belediyelerimize de örnek olmasını bekliyor, bu uygulamanın diğer belediyelerin de davranışlarını değiştirmelerine sebep olmasını ümit ediyoruz.
20 Ocak 2012 Cuma
Okunma:
530