Doğru nefes almak ve ‘yabancı’ ruhlar!
Hayatta kalmamızı sağlayan en önemli olay solunumdur.
Uyumadan, yemek yemeden, ya da su içmeden günlerce yaşayabiliriz ama, nefes almadan bir kaç dakika bile hayatta kalamayız. Bu yüzden sağlıkta en önemli konulardan biri doğru nefes alıp vermeyi öğrenmektir.
Ülkeler için, devletler için “nefes” ekonomidir, üretimdir.
Ve tabi ki en temiz olanı da “yerli üretim” dir.
Düzensiz ya da yanlış nefesin insana zararları vardır.
Organlarımıza oksijen taşınmasına yardımcı olan kalbimiz bu durumda sıkıntıya düşen ilk organımız olabilir; yani kalp krizi geçirme olasılığımız artar.
Ayrıca kan basıncının yükselmesi, kanser, ani sancılar, zatürree, astım, konuşma problemleri, stresle başa çıkamama, düzensiz nefes alıp vermenin yol açabileceği sorunlardır.
Diğer yandan doğru nefes kalbin ritminin düzelmesiyle kan basıncının düşmesi, kan dolaşımının hızlanması, sindirimin kolaylaşması, stresle daha kolay başa çıkabilme, anti-depresan ilaçlara bağımlılığı ve uyku düzensizliğini ortadan kaldırma gibi yararları vardır.
DEVLET organizasyonunu da bir insan gibi düşünelim.
Onun da doğru nefes alması gerekir. DEVLET için nefes “üretim” ise doğru nefes almak nedir? İhtiyaçlarını kendi sanayicisine, üreticisine ürettiriyor olmasıdır. Kaynaklarına sahip çıkmasıdır. İthalatı kısması, ihracatı artırmasıdır. Tasarruf edebiliyor, tasarım yapıyor, plân yapıyor ve bunlara uyabiliyor olmasıdır.
Yerli Uçak,
Yerli Otomobil,
Yerli Motor,
Yerli Raylı Sistem,
Yerli Enerji Teknolojileri,
Yerli Sağlık araç gereçleri,
Yerli makinedir…
Bunlar devletin doğru nefes almasının meyveleridir. Yanlış nefes insanları ettiği gibi DEVLETİ de hasta eder. Tehlikeli cari açığı olur, borç stoku şişer, yeni yatırım yapamaz, işsizlik ve ona bağlı sosyal sancıları artar, vergi gelirleri düşer, eğitime, sağlığa, adalete, savunmaya istenilen kaynakları ayıramaz. Her an kısmi felç geçirebilir. Dışarıdan bakınca sağlıklı gibi görünür ama aslında çok hastadır. Ömür boyu başka devletlerin plânlarına göre yaşar, onların nefeslerini solur.
***
Adı adımıza benzeyenler vardır.
Kamuda, devlet kurumlarında, alt katmanlarda ya da üst makamlarda
Şu ya da bu mevkide. Adı Ali’dir, Veli’dir, Hasan’dır, Hüseyin’dir..
İsimleri tanıdıktır, bizdendir, yerlidir. Ama yakından tanıyınca, ne kadar yabancı olduklarını görürsünüz. Hatta tanıyamazsınız. Paradigmaları, algıları, zihinleri, hedefleri yerli değildir. Kendi üretimine, teknolojisine, sanayicisine, potansiyeline yabancıdır. Toplumun uzun vadeli çıkarlarına, gelecek ideallerine, ekonomik bağımsızlık ilkesine, kaynaklarını kıskançlıkla koruma fikrine yabancıdır.
Yabancı bir dil kullanır. Dünya Ticaret Örgütü der, AB mevzuatı der, tahkim der, serbest piyasa der, küreselleşme der, rekabet eşitliği der…
Sizi korkutur, ürkütür.
Üretimden, girişimcilikten, kamudan soğutmaya, kaçırmaya çalışır.
Ve ne yazık sayıları hiçbir dönemde bir önceki dönemden daha az değildir.
***
Özet; Türkiye’nin “Yabancı ruhlardan” arınıp,
doğru nefese almaya ihtiyacı var.
14 Şubat 2012 Salı
Okunma:
640