Ekonomide ceviz yerine kabak ekmek
1915 olayları ile ilgili kanundan dolayı Fransa’ya karşı temcit pilavına dönen ekonomik tedbirler tekrar gündeme girdi. Fransa’ya karşı ekonomik tedbirler uygulayacakmışız. Bu tip tepki göstermemiz gerektiğine dair öneriler ülkemizde sık sık gündeme gelir; siyasi sorunlara ekonomik tepki koymak moda olur. Tabi bu moda kısa zamanda fiyasko ile sonuçlanır. Fransa’ya karşı alınması düşünülen tedbirler de ‘laf olsun torba dolsun’, ‘gaz alınsın’ tedbirlerinden öteye geçemez.
Bu tip tedbirler niçin ülkemizde anlam ifade etmez? Cari açığı (=Kapitülasyon) olan bir ülkede siyasilerin tamamı çıplak kraldır. Cari açığı olan bir ülkenin dış işleri bakanının iri iri konuşması trajikomiktir. Başkasının verdiği para ile uçağa binmekte, başkasının verdiği para ile karnını doyurmakta olan bir insanın parayı verenlere karşı durması ‘mış gibi yapmak’tan öteye geçemez. Geçmiyor da zaten…
Yabancı mal dediğimiz hadise çok karışıktır. Ülkemizde satılan Fransız markalarının tamamına yakını marka olarak Fransa’ya ait. Üretim olarak bize ait. Ayrıca üretilen bu ürünleri Fransa’ya da satmaktayız. Yani bu konuda yapılacak bir boykot kendi ayağına kurşun sıkmaktır.
Ülkesindeki tasarruflarını altın ve dolarda değerlendiren bir milletin, milli tepki koymasını kimse beklemesin. Kariyer ve konfor için yabancı markalardan medet uman bir orta sınıf için siyasi bir karara karşı ekonomik yaptırımla tepki koyulacağını zannetmek kabul ‘olmayacak duaya amin’ demektir.
Kamunun açtığı bir takım ihalelerde Fransa’ya tepki konacağını ileri sürmek ise çaresizlik içindeki popülizmden başka bir şey değildir. Dünya Ticaret Örgütü ve AB kurallarına bağlı olacağını söyleyeceksin ve bunun aksine tavır alacaksın! Bu ancak insanda alaycı bir tebessüm uyandırır. Ülkendeki tüm yatırım ve özelleştirmelerde yabancı sermayeye muhtaç olacaksın ve ekonomik tavır alabileceğini iddia edeceksin! Ham hayalden öteye geçmez bu iddialar. Geçmemiştir de…
Peki, nasıl tepki koyabiliriz? Maliye politikamızın 1950’den bu yana tefeci, bezirgân (tekelci tüccar) ve rantiyeciyi destekleyen kurgusunu değiştirerek işe başlayabiliriz. Üretimi, tasarrufu, ihracatı destekleyen bir yapıda olan maliye politikası ile ülkemiz aleyhine alınan siyasi kararlara karşı bırakın başarılı tepki koymayı, böyle yasaları çıkarmayı akıllarından bile geçiremezler. Maliye politikasının tasarımı ve uygulaması bütçe kanunu ile hükümetlerin tekelindedir. Maliye politikasının kurgusunu garip gurebadan, üretimden, tasarruftan ve ihracattan yana kurgulamak ceviz ekmeye benzer. Ceviz ekiminde de hemen ürün alamazsın ancak sabırla beklersen cevizin faydası sana dokunduğu gibi torunlarına da dokunur. İşin esası da budur. Bunu yapmayıp hamasetle uğraşmak ise kabak ekmek gibidir.
Hükümetlerin görevi ceviz ekmektir. Uzun süre milletten yetki alan hükümetler ise birden fazla ceviz ekmek zorundadır. Bunun için vatandaştan sabır ister. Hükümetlerin görevi kaba hamasetle vatandaşı olmayacak duaya amin dedirtmek değildir. 1950’den bu yana kabak eken hükümetler eksik olmamıştır. Kaba hamaset ve sahte refahla yola devam ediyoruz. Gök kubbenin altında değişen bir şey yok.
14 Şubat 2012 Salı
Okunma:
627