Küçük tavaya büyük balık… !


Zannettim ki, hızlı kitap okuma kitabını okuyunca çok hızlı okuyacağım. Nerde !!

Oku, oku bitmiyor.

Sadece okudun diye de bir şey değişmiyor.
Ben kitap bitince birden hızlı okumaya başlayacağımı, okuduğum her şeyi hatırlayacağımı zannetmiştim.

Vücudumuz, çalışmadan kendini bir üst düzeye çıkartmıyor. Torpil kabul etmiyor. Hatırı geçen birinden “hamili kart yakinimdir” diye aldığınız kart da işe yaramıyor.

Eskiden yavaş okuyunca konuyu daha iyi anlayacağımı zannederdim. Tam tersi imiş. Beynimiz anlama hızının altında mesaj geldiğinde çevreye bakmaya başlıyormuş. Yani sıkılıyormuş. 500 km hız yapan bir otomobille otobandasınız 50 km. ile gidiyorsunuz. Şoför etrafına bakmaya başlar. Aslında bu rakamları km. değil beynin kelime anlama hızı olarak düşünün. Beyin kendi hızının altında mesaj geldiğinde kopuyor. Odaklanmıyor. Anlamanız zorlaşıyor. Kafanıza bir sürü başka düşünce gelmeye başlıyor:


-Yarın işe gitmek istemiyorum. Yine lüzumsuz bir toplantı var.

-Ahmet’in saçları neydi ya, ne garip olmuş.
Okuma hızınız arttıkça sesler, kesiliyor. Sadece siz ve kitap kalıyor.

 

Odaklanmak, her şeyde olduğu gibi kitap okumada da önemli. Odaklanmak için ise hedefiniz, amacınız olmalı. Yoksa okuma Nasrettin Hoca’nın hikâyesindeki gibi oluyor.

Hoca, “ben eşeğe bile okuma öğretirim” diyormuş. Padişah bu sözü duymuş. Hocayı çağırmış.
-Sen eşeğe okuma öğretirim diyormuşsun.
-Evet
- Öyleyse sana 21 gün müsaade, okut da görelim.
(21 günün önemi, hızlı okuma çalışmasını 21 gün yaptığınız takdirde alışkanlık haline gelir diyorlar.)

21 gün sonra Hoca eşeği ile Padişahın karşısına gelmiş. Eşeğin önüne bir büyük kitap açmış. Eşek sayfaları dili ile çevirmeye başlamış. Padişah durumu anlamış, Hoca sayfaların arasına arpa koymuş, eşek de arpaları yemek için sayfaları çeviriyormuş. Padişah Hocaya seslenmiş:
-Hoca, sor bakalım, okuduğundan ne anlamış.
Hoca tebessüm etmiş:
-Padişahım ben okumasını öğrettim. Anlamasına karışmam, demiş.


Önce hedef gerekiyor. Neden okuyorum??, Neden bu konuyu okuyorum??

Hızlı okumak için öncelikle bunun sizin için bir ihtiyaç olduğuna inanacaksınız, daha çok okumak için yöntem arıyor olmanız gerekecek, sabırlı olacaksınız, gayret göstereceksiniz.
Adamın biri balık avlıyormuş, hooop kocaman bir balık takılmış oltaya, adam balığı çekmiş yandaki arkadaşının şaşkın bakışları arasında balığa denize atmış. Bir süre sonra, yine benzer olay tekrarlanmış. Yine balık denize. Adam şanslı bir balık daha tutmuş. Bu sefer küçük bir balık. Balığı almış, sepetine koymuş. Arkadaşı sormuş:

—Büyükleri attın, küçük balığı götürüyorsun?
—Evdeki tavam küçük o yüzden, demiş bizim balıkçı.

Tava aslında ideallerimiz, hayata bakışımız, tava biziz, kendimizi büyütmediğimiz sürece sadece küçük şeylerle yetinmek zorunda kalırız.
Gayret etmeden hiçbir şey olmuyor.
Bir başka hikâye; Bir büyük otelin resepsiyonunda bir bayan çalışıyormuş. Kadın müşterilerin isimlerini ezberler, palto veya eşyalarını almaya gelenlere isimleri ile hitap edermiş. Müşterilerin de tanınmak hoşuna gittiği için bahşiş miktarı artarmış. Günün birinde biriktirdiği bahşişlerle otele ortak olmuş. Bu kadar kazanabilir mi? Bilmiyorum ama diğerlerinden daha fazla kazandığı kesin.

03 Aralık 2011 Cumartesi
Okunma: 1480
Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.
Yorumunuz

Ad Soyad

Yorumunuz
 
Makaleler