Yaklaşan Krize Karşı

Yeni bir yıla başlarken “tüm dileklerin gerçekleşmesini” isteyen umut ve neşe mesajları veririz. Ancak 2009 ‘a böyle başlamadık, endişeler var. 2008 yılından daha zor bir yıl olacağı iddiaları var, karamsarlık var

Neden zor yıl olacak, neden karamsarlık var. Bunun en önemli nedeni durgunluk beklentisidir. Büyüme hızının eksi olması, ekonominin 2009 yılında canlanmayacağı 2010 ya da 2011’e kadar küçülmenin ağırlaşarak devam edeceği beklentisinin piyasaya hakim olmasıdır.
Ancak elbette bir gün ekonomi canlanacak ama ne zaman. ABD ‘de ne zaman, Avrupa Birliğinde ne zaman, Türkiye ’de ne zaman,? Bu piyasalar aynı zamanlarda canlanabilecek mi?
ABD, 1929 Büyük Buhran’ı 43 ay sürmüştü, Ekim 2007’de başlayan mevcut kriz ise 20 aydır devam ediyor ve krizde en isabetli tahminlerde bulunan iktisatçı Roubini ’ye göre 2009 yılında da ABD ekonomisi resesyonda kalacak, canlanma 2010 yılında başlayacak canlanmanın belirtisi gayrimenkul sektöründe ki talep ile olacaktır, fiyatlar yukarı yönlü hareket edecektir, hisse senetlerinin fiyatlarında ve borsada yukarı doğru istikrarlı ve sürekli bir artış olacaktır.
Sonuç olarak ABD için tahminde bulunan 5 iktisatçıdan 4 ‘ü en erken canlanma için 2009 Aralık, sadece bir iktisatçı ikinci çeyrek tahmininde bulunmuştur. Avrupa Birliği ’nin büyük pazarı ABD olduğu için ABD ‘ deki canlanmayı takip edecektir.
Türkiye ’ye gelince Türkiye henüz küresel kriz anlamında krize girmemiştir. Çünkü Türkiye 2007 Mart’ından itibaren zaten krizdedir. 2007 Mart’ından itibaren büyüme hızı düşmektedir. 2006 yılında yüzde 6 olan büyüme hızı 2007 yılının son çeyreğinde %1,2 civarındaki büyüme ile otalama büyüme %4,5‘a düşmüştür. 2008 yılı büyüme hızı %2 civarında gerçekleşecektir. 2009 yılında büyüme hızının eksi %2 gibi bir oran ile negatif olması beklenmektedir.
Böyle bakıldığında küresel krizin olmadığı 2007 başından itibaren Türkiye ‘nin büyüme hızı mukayeseli olarak düşmektedir. Türkiye ‘nin işsizliği artmaktadır, cari açık sorunu vardır. Türkiye 2001 krizi sonrası başladığı kamu reformlarını tamamlayamamıştır, yapısal sorunlarını tamamen çözememiştir. Türk özel sektörü de 2001 krizi sonrası sağladığı verimlilik artışını ve pazar atılımlarını devam ettirememiştir.
IMF ile Şubat ayında imzalanması beklenen anlaşma sonrası Türk bankacılık sektörü için finansman sağlansa ve likidite yaratılsa dahi ürüne talep olmayacaktır. Beklentilerdeki belirsizliğe dayalı güvensizliğin bir anda aşılması mümkün değildir. Gerek iç gerekse dış piyasada tüketici güveninin yükselmesi ve harcama eğilimlerinin artması zaman alacaktır.
Kocaeli Sanayi Odası‘nın araştırmasına göre 2007 ‘de %80 olan ortalama kapasite kullanım oranı 2008 ‘de %60‘lara kadar inmiştir ki bu oran %40 ve %50’lere düştüğü taktirde büyük zarar, kapanmalar başlayacaktır. Yine %60 kapasite kullanım oranı ile çalışan firmaların ne kadar stok üretimi yaptığını da bilmiyoruz; yani üretimin satılan kısmı ne kadardır. Bu firmalar %20 kapasite düşüşüne rağmen sadece 350 civarında işçi çıkartmıştır, buna ne kadar süre ile dayanabileceklerini bilmiyoruz. Peki firmalarımız 2009 yılının başında krizden çıkış olarak ne yapabilir diye bakacak olursak, on üretimden birinin satın alınacağını göz önüne alarak tüketicinin beklediği fiyattan mal satmalıyız. Talep innovasyonu denilen, yenilikçi, farklı satış teknikleri kullanmalıyız. Verimliliğinizi arttırıp, fiyatlarımızı tüketici için cazip olacak seviyeye indirmeliyiz.
En önemlisi 2010 ya da 2011 krizinden sonra ortaya çıkacak yeni ekonomik düzene kendimizi hazırlamalıyız. Firmamızı başta yönetim anlayışımızı değiştirerek yenilemeliyiz. Ar-ge ‘yi firmamız için yaşamsal unsur olarak görmeliyiz. Araştırma geliştirme faaliyetlerini ve bütçesini arttırmalıyız. Farklı bir dünyada daha yüksek katma değerli ürünlerle, tüketicinin fiyat beklentisine cevap veren ürünlerle, yeni satış tekniklerimizle yerimizi almalıyız.

02 Aralık 2011 Cuma
Okunma: 1452

Yazarın Son Yazıları

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.
Yorumunuz

Ad Soyad

Yorumunuz
 
Makaleler