Yurdumuzdan Girişimcilik, Yöneticilik ve Teknisyenlik Örnekleri
Dergimizin geçen sayısında bilgi toplumunda girişimciliğin de -sanayi toplumunda meslekleşmiş olan- teknisyenlik (teknokratik veya ustalık) ve yöneticilik gibi bir meslek niteliği kazandığını; hatta bilgi toplumunun global rekabet ortamında ekonomik arenanın en önemli mesleği olarak ön plana çıktığını belirtmiştik. Bu makalemizde de bu üç mesleğe ilişkin olarak yurdumuzdan birkaç örnek vereceğiz.
Teknisyenlik (ustalık) mesleği daha bir yapılan işe, üretilen ürüne dönük bir nitelik arz eder. Yapılan işin kaliteli olması, zamanında yapılması, mesleğin gereklerinin yerine getirilmesi gibi nitelikler teknisyenlik mesleğinde ön plana çıkar. Bu gerekleri yerine getirmek üzere teknisyen işi bizzat kendisinin yapmasına, üretimin başında bulunmaya büyük önem verir. İşin nasıl yapılacağını çok iyi bilir. Bu konuda oldukça iddialıdır. Başkalarına güvenmez. Hep işin başında olmak ister. İşi bizzat kendisi yapmayı, olmazsa yapılan işi bizzat denetlemeyi tercih eder. Aklı hep işindedir, gözü başka bir şey görmez. Müşteri istekleri, finansman, piyasalar çokça göz ardı edilir. Fakat kimseye güvenmeyerek her işi ben yapacağım derse olduğu yerde kalır, büyüyemez.(örneğin yurdumuzdaki yaşı 150 yılı aşmasına rağmen halen “küçük işletme, hatta mikro işletme” ölçeğini aşamamış olan işletmeler. Bu asırlık işletmelerden bugün çok azı orta boy işletme ölçeğine, ancak birkaçı da büyük boy işletme ölçeğine ulaşabilmişlerdir. Örneğin; İskender Kebapçısı, Kurukahveci Mehmed Efendi, Vefa Bozacısı, Güllüoğlu, Hacı Şakir, Komili. Büyük çoğunluğu ise bir veya iki nesil sonra faaliyetine son vermiştir).
Girişimci ve yöneticiye gelince şunları söyleyebiliriz: girişimci gelecekte yaşarken, yönetici geçmişte ve teknisyen bugünde yaşar. Bu nitelikleriyle girişimci hayal gücü yüksek, vizyon ve misyon sahibi bir kişidir. Cesaret sahibi olarak ve riske girmekten çekinmeyen bir kişi olarak belirsizlik ortamından rahatsız olmaz. Kaos ortamı bile onu yıldırmaz. Böylesi bir ortamda tehlikeler kadar olası fırsatlarla da ilgilenir. Doğaçlama (improvizasyon) gücü yüksektir.
Daha çok geçmişte yaşayan yönetici ise akılcı ve pragmatiktir. Plana, düzene önem verir. Sorunları ve fırsatları görmeye çalışarak ortalığı toplayıp derlemeye, işleri yürütmeye çalışır. Girişimcinin kurup hayata geçirdiği sistemi yürütmeye, sistemi bozmadan sürdürmeye gayret eder.
İşletmenin çok küçük bir işletme veya “mikro işletme” olarak kuruluş döneminde başarılı olabilmesi iyi bir girişimciliği; işi bilme, işten anlama ise iyi bir teknisyenliği gerektirir. İşletmenin kuruluş döneminden sonra gireceği büyüme sürecinde girişimcilik önemini korurken, teknisyenlik yerine yöneticilik nitelikleri önem kazanmaya başlar. İşletmenin daha ileriki devrelerinde ortaya çıkan kurumsallaşma zorunluluğu yöneticiliğin önemini artırırken girişimciliği arka plana çekmeye başlar. Fakat gelişme sonucu bürokratik bir yapı kazanan işletme değişimlere uymada, esneklikte ve yeniliklere uyum sağlamada, özellikle bizzat yenilikçilik yaratma konusunda başarısızlıklarla karşılaşabilecektir. İşte bu durumda işletmede girişimcilik potansiyelini harekete geçirmek için personelin iç girişimcilik (intrapreneurship) niteliklerini harekete geçirecek düzenlemeler yapılması, bu doğrultuda reorganizasyon uygulamalarına geçilmesi başarının devamlılığı için zorunlu hale gelmektedir(Dergimizin geçen sayısındaki makalemizde verdiğimiz Siemens örneği). Bu zorunluluk içinde bulunduğumuz bilgi toplumu şartlarında ve global rekabet ortamında daha da öncelik kazanmaya, daha da zorunlu olmaya başlamıştır. Zira girişimciliğin arka plana itildiği, profesyonel yöneticilerin egemenliğinde yöneticiliğin ön plana çıktığı büyük işletmeler bürokratik bir yapıya dönüşmektedir. Sonuçta devlet işletmesi (KİT, BİT) olsun, özel sektör işletmesi olsun bu dev işletmeler ekonomik açıdan gerilemekte, katma değer yaratma konusunda başarısız kalmaktadır. Ancak güçlü olmasına, tekel konumuna, politik ağırlığına dayanarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Son global krizde bu tür “çok büyük işletmeler” isabetli bir deyimle, “batırılmasına müsaade edilmeyecek kadar büyük işletmeler” (too big to fail) olarak adlandırılmaktadır. 1970’li yıllarda da Federal Almanya Şansölyesi W. Brand tarafından “sınırlı sorumlu kapitalizm” (Kapitalismus mit beschraenkter Haftung) olarak adlandırılan bu durumdaki işletmeler, yine isabetli bir deyimle, “özelleştirilmesi gereken özel sektör işletmeleri” ifadesiyle toplumların dikkatine sunulmaktadır.
Aşağıda gerçek girişimcilerin veya iş adamlarının anı ve röportajlarına atıf yaparak veya kendileri hakkında yazılmış olan çalışmaları dikkate alarak girişimcilik, yöneticilik ve teknisyenlik konularına ilişkin ilginç bulduğumuz bazı değerlendirmeleri ortaya koymak istiyoruz.
Önce Çorum’da yaptığımız bir seminerde Çorumlu bir sanayicinin dile getirdiği “esnaflıktan girişimciliğe geçişe ilişkin” ilginç bazı görüşlerine yer vererek başlayalım:
“Biz birinci kuşak sanayiciyiz. Esnaflıktan sanayiciliğe geçtik. Bu geçişi aynı kuşakta gerçekleştirmenin sancılarını çekiyoruz. Zira adımız sanayici olsa da halen esnaflıktan kurtulamadık.
Esnaf muhafazakardır. Parasının üzerinde titrer. Parası hemen nemalansın ister. Adeta günübirliğine yaşar. İstikbale bakış ufku kepengin açılıp kapandığı süre ile sınırlıdır. Yani güneşin doğuşundan batışına kadardır. Daha ilerisini göremez. Dolayısıyla yeni teknolojilerle, uzun vadeli düşünme gerektiren konulara giremez.
Halbuki sanayicilik teknoloji demektir. Bilim demektir. Dolayısıyla sanayicilik uzun vadeli düşünme, u¬zun vadeleri kapsayan planlama gerektirir. Sanayici sadece bugünün değil on yıl sonrasının da planlanmasını, on yıl sonrasının da hesabını yapmak zorundadır.
Ama bizim çocuklarımız artık üniversiteli. Onları en iyi okullarda okutuyoruz. Bir hatta iki yabancı dil öğreniyorlar. Yarın bu tesislerin sahibi onlar olacaktır.”
Burada esnaflık, zanaatkarlık olarak teknisyenlikle özdeşleştirilebilir. Sanayicilik ise girişimcilik niteliklerini içermektedir. Bu anlamıyla esnaflıktan sanayiciliğe geçişi teknisyenlikten (ustalıktan, zanaatkarlıktan) girişimciliğe geçiş olarak anlayabiliriz. Örnekte bu geçiş bir nesil değişikliğine kadar uzamaktadır. Bu geçişin sağlanması örnekte olduğu gibi bir nesil gerektirebileceği gibi tek nesilde de gerçekleşebilir.
İkinci olarak da günümüzde çok değerli bir ekonomi köşe yazarı olan eski bir profesyonel yöneticinin, yanında uzun yıllar çalıştığı ülkemizin önde gelen ve 1986 yılında Uluslararası Ticaret Odası’nca “yılın iş adamı” olarak seçilen çok başarılı örnek bir girişimcimizin (Vehbi KOÇ) portresini aşağıdaki şekilde çizmektedir. (E. Cansen, Hürriyet Gazetesi, 15 Şubat 1987).
“Müthiş bir aktif dinleyicidir. Kendisine sunulan bilgileri dinleyerek özümler. Her türlü haberleşmeyi yazıya dökmesine ve döktürmesine rağmen, esas anlama tekniği okuma değil, dinlemedir. Bilhassa raporları, yazanın sesinden daha iyi anlar. Dinlerken beyninde sürekli olarak bir süzme-eleme sistemi çalışır. Anlatılanların dolgu maddesi tabir edilen laftan ibaret kısımlarını atar ve özünü bulur. Bulduğu bu özü anlatana” … yani sen şimdi demek istiyorsun ki…” diyerek tekrar eder ve teyit ettirir.
Her konuşmanın sonucunda şöyle bir toparlama yapar:
• Konuşmanın (veya konuşucunun) maksadı,
• Konuşmanın bir işe yarayıp yaramayacağı,
• Bu konuşmadan sonra kimin ne yapacağı,
• Ele alınan konunun nasıl takip edileceği.
Bu iş adamımız zannedildiği gibi iş idare etmez, adam idare eder. Bu adamlar işleri idare eden kişilerdir. Adam idare ederken en sık kullandığı teknik, öğretmen değil, öğrenci rolü oynamaktır. Herkese bir şey öğretme, bir şey anlatma fırsatı tanır.
Bu iş adamımız karar almaz, karar aldırtır. Kendisine karar aldırtılmasından hiç hoşlanmaz. Aklının yatmadığı kararları veto eder. Aklının yattığı karar bulununcaya kadar, yeni alternatifler üretilmesini ister. En sevmediği karar tipi, yetkili idarecinin “emredersiniz, öyle yaparız” diye başlayan ifadeleridir.
Bu iş adamımız bir işe girerken, ne kazanırım diye bakmaz. Ne kaybederim, diye düşünür. Muhtemel kayıp, dayanabileceği mertebede ise teşebbüsü onaylaması mümkündür. Aksi takdirde küçültür. Bu iş adamımız yeni teşebbüsleri, insanları bıktırıncaya kadar tetkik ettirir.
Projelerin savunucuları ile karşısında olanları bir araya getirir. Bu tartışmalarda taraf değil, hakem rolünü oynamak ister. Kendisini bir tarafa çekmek isteyenlere, direnir.”
Bu örneğimizde girişimcilik ve yöneticilik başarılı bir şekilde bir araya getirilmekte, bütünleştirilmektedir. Hakikaten ülkemizin en büyük işletmesi olan KOÇ Holding girişimciliği ve yöneticiliği başarılı bir şekilde harmanlamış, profesyonel yöneticilik konusunda ülkemizde başarılı bir örnek oluşturmuştur. KOÇ Grubunda profesyonel yöneticilik hem maddi ve hem de manevi bakımdan gıpta edilen bir meslek konumuna ulaşmıştır. Türkiye’de en çok gelir vergisi ödeyen ilk yüz kişi arasında profesyonel yönetici olarak sadece KOÇ Grubu Yöneticilerinin girmesi ve bu değerlendirmemizi doğrulayan ilginç bir durumdur. 2010 yılında ilk yüz sıralamasında yine KOÇ Grubundan iki profesyonel yönetici yer almıştır.
Son olarak yine ülkemizin önde gelen çok başarılı örnek girişimcilerinden biri olan rahmetli Sakıp SABANCI, başarılığı girişimciliğe ilişkin görüşünü “Başarı Şimdi Aslanın Ağzında” adlı kitabında aşağıdaki şekilde dile getiriliyor:
“Başarıya ulaşmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Babamın zamanında pamuğu çuvala doldurmak, gün içinde daha çok pamuğu çuvala doldurmak başarı idi. Tarlada toplanıp çuvala basılan pamuğu, yabancı gemiye kadar taşıyıp rıhtımda satmak daha büyük başarı sayıldı. Derken birileri basit bir makine ile (çırçır makinesi) pamuğun içindeki çekirdeği ayırdı. Bunlara fabrikatör denildi. Fabrikatör olmak büyük başarı sayıldı. Bir başkası ayrılan çekirdeği iki cendere arasından geçirip yağını çıkardı. Başarılı yağ fabrikatörü oldu. Derken, pamuğu iplik yapan başarılı sayıldı. İplikten bez dokuyan başarılı sayıldı. Bezi İtalya’ya gönderip boyatan başarılı sayıldı. İtalya’da boyanan bezi Türkiye’de boyamayı başaran madalya aldı. Bugün geri kalmış ülkelerde bunlar hala yapılıyor. Bugün, bunlar dünya ölçüsünde başarı sayılmıyor. Dünya ölçüsünde başarı, en iyi kumaşı dokumak da değil. En iyi kumaştan en iyi giysiyi yapabilmek de değil. Başarı, en iyi kumaşı, en iyi çizime göre giysi haline getirip, buna bir marka takarak, çok yüksek bir katma değer yaratmak. Dünya pazarında bu giysi markası ile başa güreşmek… Şimdi artık başarının ölçüsü, dünya ölçüsü.”
Bu son örneğimizde ise girişimcilik niteliğinin tam anlamıyla ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Bu durumda profesyonel yöneticiliğin ihmal edilmesi işletmenin başarısını, özellikle başarıda sürekliliğin sağlanmasını tehlikeye sokabilir. İşletmenin bütünlüğünü tehlikeye sokabilir. Kanaatimizce Sabancı Holding bu açıdan ilginç bir case study (örnek olay) oluşturabilir.
28 Aralık 2011 Çarşamba
Okunma:
1455