» 
»
 

Mesleki Eğitim Milli Üretim

Sosyal ve ekonomik gelişmenin en önemli itici gücünü, verimlilik artışının en önemli unsurunu, toplumların ve işgücünün eğitim düzeyi oluşturuyor.

Sosyal ve ekonomik gelişmenin en önemli itici gücünü, verimlilik artışının en önemli unsurunu, toplumların ve işgücünün eğitim düzeyi oluşturuyor. Mesleki ve teknik eğitim; nitelikli insan gücü ihtiyacının karşılanmasını, dışa açılma ve uluslararası rekabet gücünü artırmayı amaçlayan ülkemiz için önem arz ediyor. Milli üretimi yani tümüyle bize ait olan ürün ve teknolojileri geliştirme iddiasının sac ayaklarından birini de nitelikli işgücünün artması; dolayısıyla da mesleki eğitim oluşturuyor.

Yüksek teknolojinin kullanıldığı bilgi temelli ekonomilerde iş gücünden beklenen nitelikler geçmişle kıyaslanmayacak kadar yüksek bilgi ve beceri gerektirmeye başladı. Uzmanlara göre “iş dünyasının beklenti ve ihtiyaçlarına uygun bir eğitim verilmediği” yolundaki görüşün aksine “sürekli olarak ihtiyaç ve beklentileri değişen iş piyasasına zamanında ve hızlı çözümler üretme” noktasında mevcut eğitim modelinin eksiklikleri mevcut.

Ülke kalkınmasına doğrudan katkıda bulunan ve teknolojik yeniliklerin vazgeçilmez bir unsuru olan sanayi sektörü için mesleki ve teknik eğitimle beşeri sermaye-nitelikli işgücü vazgeçilmez bir kavram. Bilgiyi üretme, kullanma ve yayma becerisi olarak tanımlanabilecek teknoloji sektörü de; sanayi üretimi, uluslararası piyasalardaki rekabet gücü, refah ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin en kritik unsuru haline geliyor. Sermaye ve ticaretin küreselleşmesi ile birlikte, kalite ve maliyet açısından küresel ölçekte rekabet gücüne sahip olabilmek için şartlardan biri; ürün ve üretim süreçlerinin ileri teknolojiye ve rekabete uyumlu, mesleki eğitimi güçlü ‘nitelikli işgücü’.

Türkiye son yıllarda ekonomik süreçlerinde faklı kulvarlarda koşmaya ve hedeflerini yükseltmeye başladı. Ulusal ekonomi politikalarının başlıkları arasında cari açığın kapatılması ve işsizlik rakamlarının düşürülmesi bulunuyor. Cari açığın kapanması içinse yerli üretimin desteklenmesi dolayısıyla istihdamın artırılması gerekiyor. Peki yerli ve milli üretimin desteklenmesi yetiyor mu?

Yerli ve milli üretimin gerçekleşmesi için nitelikli işgücüne ve sağlam bir mesleki eğitime ihtiyacı var. Mevcut sistemle sorunların çözümü bir yana hali hazırda ki okulların meslek kazandırma yönünde ki rolü tartışma konusu.

‘Nitelik’ mi?; ‘Ne iş olsa yaparım’ mı?
Ülkemizde, Cumhuriyet döneminden itibaren sanayileşmeye önem ve ağırlık verilmesi sonucu, mesleki ve teknik alanlarında eğitim görmüş insan gücü ihtiyacı da arttı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ocak 2013 verilerine göre Türkiye’de işsizlik oranı %10.6 mertebelerinde. Bunun %20.7’si genç nüfusta ki (15-24 yaş grubundaki nüfus) işsizliği temsil ediyor. “İş arıyorum ancak bulamıyorum, ne iş olsa yaparım” diyen bir kitle var. Bu kitlenin profiline bakıldığında bir çoğunun “herhangi bir mesleği olmadığı” gerçeğiyle karşı karşıyayız. Özellikle üretimde çalışılmasının şart olduğunu dile getiren sanayiciler nitelikli eleman ihtiyacının had safhada olduğu görüşünde. Sorunun “mesleksizlik” olduğunu savunan işverenler, yatırımlarını hayata geçirmeye ve kapasite artırımına gitmek için yetişmiş elemana ihtiyaç duyulduğunu kaydediyor.

Sanayicilerin rolü
Bugün mevcut okullarda verilen eğitimin iş hayatındaki pratiklere göre şekillenememesi, okullara olan ilginin azalmasına neden oluyor. Yapılan değerlendirmelerde genel eğitim standartlarıyla meslek eğitimini yürütülemeyeceği ifade ediliyor. 1980’e kadar mesleki eğitimin ayrı bir müsteşarlığa bağlı olduğu, bütçe, eğitim programı gibi ihtiyaçların burada gerçekleştiği; bunun da mesleki eğitim için önemli bir avantaj olduğu dile getiriliyor. Eğitimcilere göre öğrencilerin isteklerinde de yetersizlik var. Bir uzman “Pi sayısını bilmeyen öğrenci var” gerçeğini dile getiriyor.

Sanayiciler, meslek okulların ihtiyaçlarının giderilmesinde, maddi kaynak aktarımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle mesleki eğitime katkılar sağlamaya çalışıyor. Ancak bunun yeterli olmadığı kanısı hakim. Sanayicilerin yalnızca parasal destekle değil eğitim programlarına da katkıda bulunması; meslek derslerinin seçiminde, yetiştirmede etkin olması isteniyor. Diğer yandan özel okullar ve vakıf üniversiteleri gibi meslek okullarının da mütevelli heyetleriyle yönetilmesi öneriliyor. Bu yapı içerisinde sanayici, işçi temsilcisi, veli ve öğretmenin heyette olmasının faydalı sağlayacağı düşünülüyor.

Remzi Özkaya – MESTEKDER Başkanı
“Meslek eğitime katkı sanayicilerin milli görevidir”
Eğitimi mutlaka uygulamalı hale getirmek ve mesleki eğitimi geliştirmek zorundayız. Üniversite kapılarını zorlamak yerine, çocukların ortaöğretimi bitirdikten sonra iş sahibi olmalarına imkan tanınmalı. Bunu cazip hale getirebiliriz. Birincisi bu çocuklar mezun olduğunda iş yapabilmeleri için eğitimin kalitesini artırmamız gerek. İkincisi mezun olan çocuklara yol gösterici bir takım uygulamalara gitmemiz lazım. Sivil toplum örgütleri, mesleki kuruluşlara sorumluluklar düşüyor. Diğer yandan meslek eğitimi alanlar, askerliklerini temel eğitimlerinden sonra uygulamalı olarak sanayide yapabilirler. Bu sayede hem kendini yetiştirir, hem üretime katkı sağlar hem de devlete yük olmazlar.

Montaj sektörünü ikinci plana atmak zorundayız. Önce parçayı üretelim. Bu noktada OSTİM gibi kurumların önemi burada ortaya çıkıyor. OSTİM’de ağırlıklı olarak küçük sanayi ve orta boy işletmeler bulunuyor. Buradaki insanlar bizzat tezgah başında üretim yapıyor. Bu insanlara imkan vermek ve milli üretimi desteklemek zorundayız. Cebimizdeki kalemin Çin’den geldiğini düşünürseniz bu çok acı. Türkiye kendi üretimini ikinci plana aldı. Tamamen tüketiyoruz.
Şu anda mesleki eğitim hiç iç açıcı değil. Okullarda uygulanan modüler eğitim okulları üretim yapmaktan çok tüketici duruma getirdi. Okullar temel eğitimden vazgeçtiler. Biz şunu konuşmalıyız: Bizim okullarımız A firmasına B firmasına istediği özelliklerde adam yetiştirmez. Okul temel mesleki eğitimi, temel bilgileri ve becerileri verir. Eğitim alanlar firmalara gittiklerinde kısa süreli oryantasyon uygulamalarıyla firmalara adapte olur. ILO ve AB standartları var deniliyor; 15 yaşından önce çocuk sanayiye gitmeyecek, eğitim almayacak. 18 yaşından sonra meslek eğitimi veremezsiniz. Bu, ülkemizin gerçekleriyle örtüşmüyor.
Çıraklık eğitimi meslek eğitiminden dışlandı. Oysa çıraklık eğitimi meslek eğitiminin temelidir. Bakanlıkta yapılan son organizasyonda meslek eğitimi bir genel müdürlükte toplanırken çıraklık eğitimine yer verilmedi. Bugünkü eğitimin en büyük eksikliği modüler eğitim ve organizasyon bozukluğudur. Öğretmen yetiştirmede de sorunlar var. Bundan sonra öğretmen de bulamayacağız. Teknik eğitim veren fakülteler kapandı. Teknoloji fakültesi oldular, uygulama kalktı. Öğretmenin muhakkak tezgahın başına geçmesi lazım.

Sanayiciler meslek eğitiminin içinde olmalı. Bu herhangi bir yardımla, katkıyla olmaz. Eğitim politikasının içinde yer almalılar. Bu aynı zamanda milli bir görevdir.

İbrahim Karakoç – Çırak Eğitim ve Öğretim Vakfı Başkanı
“Öğretmenlerde işletme deneyimi aranmalı”
Bugün Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü sayıları 100’ü aşkın meslek dalında yaklaşık 300 binin üzerinde gence çıraklık kalfalık ve ustalık eğitimi sunmaktadır. Ayrıca kısa mesleki kurslar aracılığı ile üç milyonu aşan insan sunulan çeşitli eğitim hizmetlerinden yararlanmaktadır. 1986 yılında yürürlüğe giden 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu örgün ve yaygın eğitimi bir bütün olarak ele alan ve Cumhuriyet döneminde çıkarılan çok önemli yasalardan biridir. Mesleki ve teknik eğitimin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için uygulamaya giren fonun 2000 yılında kaynaklarının genel bütçeye aktarılması ile mesleki ve teknik eğitim önemli bir ödenek desteğinden mahrum kalmıştır.
Mesleki ve teknik eğitimde verimliliğin artırılması için bir çok olumlu gelişmenin yanında önemli olan bazı temel ilkelere de uyulmadığı görülmektedir. Mesleki ve teknik eğitim kurumlarında öğretmen olabilmek için belirli bir süre işletme deneyiminin aranması tüm sanayileşmiş ülkelerde zorunludur. Öğretmen okullarının ilk açıldığı yıllar da bu ilkeye uyulmaya çalışıldığı görülse de zamanla okul atölyelerinde yapılan çalışmalar yeterli görülerek öğretmenler hiç işletme deneyimine sahip olmadan okullara atanmaya başladılar; öğretmen okulları 1982 yılında üniversiteye geçince bilgi ve becerinin uygulanmasına yönelik çalışmalarda büyük oranda kaldırıldı. Halbuki teknik öğretmen okullarının en güçlü tarafı kuram ve uygulamayı birleştirip tasarımdan üretime kadar tüm süreçleri izleyerek mal ve hizmet üretebilme yeterlikleridir. Teknik öğretmenleri gerek eğitim gerekse işletmelerde çalışan diğer meslektaşlarından ayıran bu önemli yeterliğin değerinin anlaşılamaması büyük bir kayıp olmuştur.
Günümüzde mal ve hizmet üreten meslek elemanlarının tek başına okul tarafından yetiştirilemeyeceği görüşü kabul edilmiş, iş hayatı ile işbirliği yapma gerekliliği gün geçtikçe güç kazanıp, meslek okullarıyla paydaşların ortak çalışmaları kaçınılmaz duruma gelmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2012 yılında gerçekleştirdiği Mesleki ve Teknik Eğitim Çalıştayı’nda mesleki eğitimin başlıca sorun grupları; Sektörle İşbirliği, Eğitim Programları ve Mesleki Yönlendirme, Kurumsal Yapı ve Öğretmen Eğitimi olarak sınıflandırıldı. Sorunlar ve çözüm önerileri şöyle:

SORUNLAR:

A. Sektör İle İşbirliği Yetersizliği
1. Özel sektörün mesleki eğitime yeterince destek vermemesi,
2. Devletin işletmedeki eğitimlere ekonomik destek vermemesi,
3. Sanayinin ihtiyacı olan nitelikte insan yetişmemesi,
4. Yerel ve bölgesel ekonominin insan kaynağı ihtiyacını dikkate almaması,
5. İşverenler ve temsilcilerine surecin yönetiminde ve karar alma mekanizmalarında yer verilmemesi,
6. Mesleki ve teknik eğitim programlarının uygulanmasında okul sanayi iş birliğinin etkili olarak kurulamayışı.

B. Eğitim Programları ve Mesleki Yönlendirmede Eksiklikler
1. Temel akademik becerilerin (Türkçe, matematik, fen bilimleri vb.) yeterince öğretilememesi,
2. Mesleki ve teknik eğitimde uygulamalı eğitime yeterince yer verilmemesi,
3. Eğitim öğretim programlarının hazırlanmasında işverenlerin görüşlerinin yeterince alınmaması,
4. Mesleki ve teknik eğitimde mesleki yönlendirmenin öğrencilerin ilgilerini ve yeteneklerini yeterince dikkate almaması ve öğrencileri meslek seçimine yönlendirecek rehberlik sisteminin eksikliği,
5. Öğrencilerin pedagojik gelişimi ile uyumlu müfredatın olmaması,
6. Mesleki ve teknik eğitimde 21. yüzyıl becerileri veya bir başka deyişle anahtar yetkinliklerin verilememesi,
7. Mesleki ve teknik eğitim sisteminin bilgi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verememesi,
8. Genel ile mesleki ve teknik eğitim okulları arasında yatay geçişlerin esnek olmaması,
9. Modüler sistemle eğitim verilmesine rağmen ölçme ve değerlendirilmenin sınıf geçme sistemiyle yapılması,
10. Mesleki ve teknik eğitimde kalite sisteminin olmayışı,
11. Öğretmen ve yöneticilerin performanslarının ölçülmemesi,
12. Öğrencilerin hazır bulunuşluk durumlarının objektif olarak tespit edilememesi.

C. Kurumsal Yapıdan Kaynaklanan Sorunlar
1. Sistemin katı ve merkeziyetçi bir yapıya sahip olması,
2. Büyükşehirlerde alt sektörlere yönelik programların açılmaması,
3. Ortaöğretim ile meslek yüksekokulları müfredatı arasında devamlılığın ve bütünlüğün sağlanmasında eksikliklerin bulunması.

D. Öğretmen Yetiştirmeden Kaynaklanan Sorunlar
1. Teknik öğretmen yetiştiren kurumların olmaması,
2. Mesleki ve teknik eğitime öğretmen yetiştirme stratejilerinin bulunmaması,
3. Öğretmenlerin bilgilerinin güncelliğini yitirmesi ve hizmet içi eğitimler ile yenilenememesi,
4. Öğretmen eğitiminin yetersizliği,
5. Yöneticilerin nitelik olarak zayıf olması.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:

A. Sektör İle İşbirliği
1. Açılacak eğitim programlarının belirlenmesi, stajların tasarimi ve uygulanması vb. tüm süreçlere ilişkin karar verme süreçlerinde paydaşların yer alacağı bir mekanizma oluşturulması,
2. Özel sektör ve özel sektörü temsil eden kuruluşların, devlet tarafından desteklenmeleri kaydıyla, meslek lisesi kurmalarının teşvik edilmesi,
3. Müfredat hazırlanırken MYK tarafından onaylanan meslek standartları ve mesleki yeterlilikleri hazırlayan kuruluşların görüşlerinin alınması,
4. Sektörün okul düzeyinde eğitim kurumlarındaki etkinliğini artırmak amacıyla, danışma/yönetim kurullarında temsil edilmesidir.

B. Eğitim Programları ve Mesleki Yönlendirme
1. İlköğretim düzeyinde eğitim kalitesinin artırılması,
2. Mesleki rehberlik ve yönlendirmenin, mesleki rehberlik yapabilecek bilgi ve donanıma sahip uzmanlarca yapılması,
3. Sekiz anahtar yetkinliğin kazandırılması,
4. Öğrencilere temel eğitim verilirken gerçek hayatla ve mesleklerle ilişkilendirebileceği temaların kullanılması ve projeler yaptırılması,
5. 9. ve 10. sini? arda ağırlıklı olarak temel ortaöğretim ve akademik becerilerinin, 11. ve
12. sini? arda ağırlıklı olarak mesleki becerilerin öğretilmesi,
6. Kredili sisteme geçilip genel ortaöğretim örgencilerinin de meslek derslerini almasına olanak sağlanması ve böylelikle genel lise ve meslek lisesi programları arasındaki farkın azaltılması,
7. Meslek liselerinde açılacak programların yerel ihtiyaçlara cevap verecek şekilde belirlenmesi,
8. MYO ve meslek liselerinin ders saati sonralarında yetişkin ve sürekli eğitim merkezleri olarak kullanılmasının önünün açılması,
9. Yeterlilikleri belirleyen bağımsız ölçme değerlendirme kurumları olması,
10. Örgün mesleki eğitimde kalite sisteminin kurulmasıdır.

C. Kurumsal Yapı
1. Sektörün ihtiyaç duyduğu alanlarda okul açılabilmesi,
2. Okullarda sektör temsilcileri ve/veya sosyal ortakların katılımlarıyla okul yönetiminin oluşturulması,
3. Okullara idari ve mali esneklik sağlanması,
4. Türkiye’deki mesleki eğitimin merkezî düzeyde ve hayat boyu öğrenme anlayışıyla ilgili
tara?arın temsilcilerden oluşan bir üst kurulla yönetilmesi,
5. Sektörle işbirliğine gidilerek üretim ortamlarının (atölyelerinin) mesleki eğitime açılmasının sağlanmasıdır.

D. Öğretmen Yetiştirme
1. Mesleki ve teknik eğitim veren kurumlarda mevcut bulunan veya açılacak bölümlere atanacak öğretmen ihtiyacının ilgili yüksek öğretim programları mezunlarına lisans üstü eğitim (1 yıl formasyon + 1 yıl iş yeri eğitimi) verilerek karşılanması,
2. Mevcut meslek dersleri öğretmenlerinin yeni teknolojilere ayak uydurabilmeleri için MEB tarafından belirli aralıklarla hizmet içi eğitime alınması,
3. Hizmet içi eğitimde bilişim teknolojileri imkânlarından azami yararlanılmasıdır.

İlk mesleki eğitim modeli: Ahilik
Türkiye'de mesleki ve teknik öğretimi İmparatorluk ve Cumhuriyet dönemleri olmak üzere iki bölümde incelemek mümkün. Ülkemizde teknik öğretimin plânlı bir şekilde yayılması ve teknik öğretim kurumlarının ülke ihtiyaçlarına göre geliştirilmesine Cumhuriyet döneminde başlandı.
12. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar mesleki eğitim; geleneksel usullere dayalı bir sistem içerisinde esnaf, sanatkar teşkilatlarınca yürütüldü. Selçuklular döneminde Ahilik adıyla kurulan esnaf-sanatkâr teşkilatı; Osmanlılar döneminde de Lonca ve Gedik adları altında devam etti.
Ahilik teşkilatında, mesleğe giriş, mesleki yeterliğin kontrolü, kalfalık ve ustalığa yükselişin esasları, bir sistem bütünlüğü içerisinde sürdürüldü. Osmanlılarda bu kurumlar; esnaf ve sanatkârları disipline ederek, toplumda iş ve ticaret ahlâkını korumakla birlikte, usta yetiştirilmesi ve yetiştirilenlerin istihdamını sağladı.

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *