» 
» 
Milli Mücadele

Milli Mücadele

Abdullah ÇÖRTÜ

Dünyanın kuruluşundan bu yana belirli kurumsal yapılar altında organize olan insanlar arasında mücadele hiç eksik olmamış. Mücadelenin mutlaka savaş şeklinde anlaşılması da gerekmiyor. Çünkü insanlar sadece savaşmak için değil, barış yapmak için de mücadele ediyorlar. İnsanın yaradılışında ve dünyanın doğasında mücadele etme, hükmetme, güçlü olma, muktedir olma, üstün olma gayreti var. Bu gayretin ana güdüsü de hem maddi olarak hem de fikri olarak huzur içinde ve müreffeh yaşama arzusu olsa gerek. Ne kadar ironik değil mi? Huzurlu ve müreffeh yaşamak için savaşmak… Barış ve esenlik istiyorsak savaşa hazır olmak… Ama böyle işte… İnsanlığın başlangıcından bu yana mücadele var olmuş. Arkasındaki niyet, güdü ne olursa olsun insanın olduğu yerde mücadele arzusu da olmuş. İnsanın sosyal bir varlık olması bu arzuyu ortak bir kurumsal çatı altında gerçekleştirmeyi gerekli kılıyor. Günümüzde en elle tutulur ve gözle görülür, kendi sınırları ve örgütleri olan kurumsal çatı ülkeler şeklinde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla ülkeler arasında ortaya çıkan mücadeleler, dostluklar ve savaşlar dünyayı şekillendiriyor.

Aslında insanların en temel ve teknik ihtiyaçları, davranışları ve değerleri bile mücadelenin aracı olarak kullanılmış maalesef… Mesela inanç gibi en yüce değeri ülkeler menfaatleri için kullanmışlar. Sanat ve estetik gibi genel kabul gören insan ruhunun dışa yansıması olan kavramlar da ülkelerin menfaatine hizmet eder hale gelmiş. Spor bile ülkelerin mücadelesinde araç haline getirilmiş. Bilim ve teknolojide ülkelerin birbiriyle yarışmasını hiç kimse inkar edemez.

Modern dünyada, ülkeler kendi aralarındaki mücadelede daha acımasız ve karmaşık araçlar kullanıyorlar. Ekonomi, finans ve işletmelerin ülkelerin menfaati çerçevesinde kullanılması ülkeler arasındaki mücadelenin en etkin araçlarından olagelmiş… Ülkeler, karmaşık teknik yapıya sahip olan ekonomi ve finans alanında, konuyla ilgisi olmayanların açıkça anlayamayacakları bir şekilde, zamana ve zemine göre farklı araçlar da kullanarak mücadele ediyorlar.

Mesela son dönemde gelişmiş ekonomiler daha önce görülmemiş ölçüde parasal genişleme programı uyguluyorlar. Avrupa Merkez Bankası üye devletlere koşullu sınırsız likidite desteği açıklarken, ABD parasal genişleme paketlerini açıklamaya devam ediyor. Japonya Merkez Bankası da tarihi bir parasal genişleme programı açıkladı. Bu politikalarla ülkeler durgunlaşan ekonomilerini harekete geçirmeye çalışıyorlar. Çünkü artık maliye politikalarında hareket alanları çok kısıtlı hale geldi. Gelişmiş ülkelerin bu politikası bizim gibi gelişmekte olan ülkelere sermaye akımının hacmini ve frekansını (oynaklığını) artırıyor. Ekonomistler yabancı sermayenin ülke kalkınmasına etkisini olup olmadığını tartışırken gelişmekte olan ülkeler de faiz oranlarını düşürerek karşı tedbir alıyorlar. Yani ülkeler faiz düşürme mücadelesine giriyorlar. Amaç tüketim ve yatırım talebini artırarak istihdamı artırmak ve insanlarının refahını korumak… Fakat faiz düşüşünün özel kesimin borçlanmasını artırırken dövizde oynaklığa yol açması sonucu özel kesim kur riski taşımaya başlıyor. Finansal istikrarda bozulma riskiyle karşı karşıya kalan gelişmekte olan ülkeler büyümeden fedakarlık ederek piyasa istikrarını sağlıyorlar. Ve bu mücadele sürüp gidiyor.

Ekonomi ve finansın çok sayıda araca sahip olması ve karmaşık teknik yapısı mücadeleyi takip etmemizi zorlaştırıyor. Ancak şirketlerin mücadelesi daha basit ve yalın bir tablo olarak karşımıza çıkıyor. Kabaca kendi tasarımıyla, kendi mühendisliğini uygulayarak, kendi üretimini gerçekleştiren ve kendi geliştirdiği ürünü diğer ülkelere satabilen şirketlere sahip olan ülkeler mücadelede başarılı oluyorlar. Buna kısaca milli duruş ve davranış diyebiliriz. Sonuç olarak kendi çıkarını gözeten, dolayısıyla milli politikalar takip eden ülkelerin mücadeleyi kazanması çok doğal değil mi?

 

2 Mayıs 2016 Pazartesi 12:14
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *