Anasayfa
Anasayfa
Kobi Gündemi
Röportajlar
Yazarlar
Şirket Haberleri
Fuar Takvimi
Ostim Hakkında
Yararlı Linkler
Gazete Pdf
Basın Bülteni
Kişisel Gelişim
Arşiv
Künye
Ostim Firmaları
Medya ve Reklam
Online Pazarlama
İnternet hizmetleri
Başkent TV
Ostim Gayrimenkul A.Ş.
Ostim Ayen Enerji
Ostim Spare Parts
Ostim Yatırım A.Ş.
Ostim Radyo
ORSİAD
Ostim Kurumsal
Advergame
Email :
Ekle Çikar
 
7
Eylül
2010
Anasayfa Resimli Haber
2050’nin Türkiye’sinde yaşamak var

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan bir raporda Türkiye'nin 2050 yılında 60 bin dolar kişi başına gelire ulaşabileceği iddia edildi.

Avrupa Birliği Ekonomik ve Finansal İlişkiler Direktörlüğü uzmanlarından Mihai Macovei, "Türkiye'de Büyüme ve Ekonomik Krizler: Çalkantılı Bir Geçmişi Geride Bırakmak" başlıklı bir rapor hazırladı. AB Komisyonu tarafından yayımlanan raporda, Goldman Sachs (2008) tarafından yapılan tahminlere göre Türkiye'nin 2050 yılında 6 trilyon dolarlık bir ekonomi haline gelme potansiyeli bulunduğu hatırlatıldı. Bunun da Türkiye'yi Avrupa'nın en büyük üçüncü ülkesi haline getireceği kaydedilen AB raporunda, "Türkiye aynı zamanda AB'yle gelir uçurumunu hızlı bir şekilde kapatabilir ve 2050 itibarıyla tahmin edilen AB ortalamasının yüzde 75'ine, yani kişi başına GSYİH düzeyini 60 bin dolara çıkarmayı başarabilir. Halihazırdaki gelişmeler Türkiye'nin bir dizi zorluğun üstesinden geldiğini, ancak büyüme potansiyelini tümüyle realize etmesi için reformları sürdürmesi gerektiğini göstermiştir. AB'ye katılım süreci uyumun geçmişte olduğundan daha az engebeli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaya yardımcı olabilir" denildi.

48 sayfalık raporda Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda bu yana uyguladığı büyüme çabalarının iki sebepten dolayı "vasat ve idealin altında" olduğu belirtildi. Raporda, "1980'e kadar Türkiye güçlü bir müdahaleci ekonomik modele sahip kapalı bir ekonomiydi ve 1990'larla birlikte Türkiye, kronik makroekonomik istikrarsızlık nedeniyle boom-bust (açıkların dövizle finanse edildiği, ancak döviz kıtlığı olunca çöken) büyüme modeli deneyimine girişti. 1980'lerde başlayan liberalleşme, güçlü makroekonomik politikalar ya da özellikle bankacılık sektöründe, uygun biçimde güçlendirilmiş kurumsal ve düzenleyici çerçeve eşliğinde gerçekleşmedi" denildi.
1990'ların 2000/2001 ekonomik kriziyle sona eren çalkantılı bir dönem olarak görüldüğü belirtilen raporda, krizin sonunda Türkiye'yi siyasi ve demokratik kurumlarını ve ekonomik yapısını yenileştirmeye teşvik ettiği kaydedildi. 2002-2007 döneminde makroekonomik istikrar, cesur yapısal reformlar ve daha hızlı kalkınma görüldüğü belirtilen raporda, "Türkiye borç faizi uçurumunun kenarında sendeleyerek sadece birkaç yıl içinde kamu borç stokunu 2001'deki GSYİH'sının yaklaşık yüzde 74'ü düzeyinden, 2008'de GSYİH'sının yüzde 40'ı düzeyine indirmeyi başarmıştır. Mali konsolidasyon ve yapısal reformlar, bunu reformların sürüklediği büyüme artışında önde gelen örneklerinden biri haline getirmiştir. Satın Alma Paritesiyle kişi başına reel GSYİH, 2001'de AB ortalamasının yüzde 36'sı düzeyindeyken, 2008'de yüzde 46'sı düzeyine yükselmiş, Reel GSYİH büyümesi 1990'lardaki yüzde 3.9'luk rakamlardan, 2002-2006 arasında yüzde 7.2'ye ulaşmıştır" denildi.

Türkiye şimdi şoklara daha dirençli
Raporda "Türkiye şu anda iç ve dış şoklara karşı çok daha dirençli" denilirken döviz kuru üzerindeki baskıların bankacılık sektörü ya da paraya olumsuz yansımadığı, aksine ekonomik ajanların 2008'in sonunda ve 2009'un ilk aylarında konjonktüre ters yönde ekonomik politikalar sergiledikleri, yurtiçi varlıklara da güven gösterdikleri belirtildi. Raporda şöyle denildi:
"Bankacılık sektörü kriz süresince, faiz getirmeyen kredilerde ılımlı artış yaşanmasına karşın, sağlıklı, karlı ve yeterli sermayeye sahip olmuştur. Dış finansmana erişim, borçlanılmış miktarlar azalmış ve maliyet artmış da olsa, hem kamu hem de özel sektör açısından korunmuştur. Cari işlemler açığının azalması, tüketim deseninin krize göre ayarlandığını ve ihracatçıların yeni piyasalar aramak suretiyle dış talepteki çöküşe adapte olmayı denediğini göstermektedir. Doğrudan yabancı yatırım ülkeye akmaya, daha mütevazı düzeylerde olsa da devam etmiştir. Sonuç olarak halihazırdaki -öncelikle dış fakat bir ölçüde de iç- şoklar altında ekonomik performans, Türkiye'nin geçmişteki başarısını onaylamaktadır. Şayet Türkiye'yi 1990'larda görece daha uysal bir dış ortam içinde krizlere karşı çok kırılgan hale getiren yapısal zayıflıkla büyük ölçüde baş edilmiş olmasaydı, Türkiye bugün büyük olasılıkla bir başka para/ödemeler dengesi kriziyle karşı karşıya olurdu. Türkiye'nin şimdiye kadar krizi, geçmişte olduğu gibi bir IMF anlaşması güvenlik ağının kapısını çalmadan yönetmesindeki başarı daha büyüktür"

Türk ekonomisinin geleceği
Raporun Türk ekonomisinin geleceğine ilişkin bölümünde ise şöyle denildi: "Türk ekonomisinin geleceğine ilişkin tahminlere gelince, 2002-2007 yılları arasında kaydedilen oldukça yüksek reel GSYİH büyüme oranları, Türkiye'nin önemli bir uzun vadeli büyüme potansiyelinden yararlandığını göstermiştir. Devam eden ve diğer ekonomilere yetişme sürecinin temel yönlendiricileri nüfus (Türkiye'nin nüfusu tümüyle gençtir, medyan yaşı 27 ve yılda yüzde 1.3 artmaktadır), çeşitli ve girişimci bir insan sermayesi temeli, Avrupa ve Asya arasında bir kavşak olarak stratejik konumu ve görece çekici iş ortamı olabilir"


Kaynak :
Diğer Haber Başlıkları
ASAD, tam kadro ASO’ya gitti
Elektromekanik sanayinin öncüsü 'TEMSAN'
Bakan Kavaf Ostim’de çocuklarla buluştu
Kalkınma Ajansı çalışmalarını sürdürüyor
ODEM’den başarılı kursiyerlere sertifika
Medikal Kümelenme İş Başında
Yenilenebilir kaynaklara yeni kredi
Önlemler ihmal edilmemeli
Yeni yılda YTL tarih oluyor
TOBB'dan ekonomiyi güçlendirme reçetesi

www.ostimgazetesi - Tüm Hakları Saklıdır. Omedya A.Ş. 2005
info@ostimgazetesi.com