» 
 

OSTİM Başkanlarından Turan Çiğdem Anlatıyor...

“Türkiye’nin sanayileşmemesi için bütün prangalar vurulmuştu”

“Türkiye’nin sanayileşmemesi için bütün prangalar vurulmuştu” 

Kurumların mazisinde, hizmetleriyle iz bırakan isimler vardır… Turan Çiğdem de, sanayi bölgelerinde yaptığı ilklerle adı hayırla anılacak, OSTİM’in bugünkü kimliğine kavuşması için mücadele veren sanayici ve yöneticilerden…1974 yılında merhum Cevat Dündar’dan görevi teslim alan Çiğdem, OSTİM’in yoğun altyapı ve inşaat çalışmalarına imza atan başkanlarından…

Çıraklıkla başladığı, Ankara Büyük Sanayi’de oto elektrikçiliği ile sürdürdüğü sanayi macerası, OSTİM’deki çalışma arkadaşlarıyla birlikte yaptıklarıyla Türkiye’ye örnek oldu. Turan Çiğdem sorularımızı yanıtladı.

Bölgenin kuruluşunun yakın şahitlerinden biri olan ve merhum Dündar’ın davetiyle 1969 yılından itibaren yönetimde aktif görevler alan Çiğdem, toplam hizmet süresini günü gününe aktarıyor: 24 sene 2 ay 27 gün…

1974’de görev bayrağını Yönetim Kurulu Başkanı olarak teslim alan Turan Çiğdem, 70’lerin fırtınalı yıllarındaki OSTİM’i, 80 darbesi ve sonrasını, merhum Turgut Özal’ın hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı döneminde bölgeye olan ilgisini, siyasilerin OSTİM’e bakışını, çıraklık eğitiminin sanayideki etkilerini ve zor günlerde elde ettiği tecrübeleri aktardı.

“Zamanında, Türkiye’nin sanayileşmemesi için bütün prangalar vurulmuştu.” diyen Başkan Çiğdem, genç girişimcilere de şu mesajı verdi: “Umutsuzluğa kapılmayın, siz geleceğin sanayicisisiniz, ben sizlere kefil oluyorum.”

Sizi tanıyabilir miyiz? OSTİM’le yollarınız nasıl kesişti?
Kırşehir Mucur’luyum. 60’lı yıllarda, Büyük Sanayi’de iş yerim vardı. Mesleğim oto elektrikçiliği, bir de mekanik, torna, tesviye gibi işleri, oto yedek parçası imalat ve tamiratı yaptım. Bir banka lazım olduğu zaman Ulus’a, şehrin içine gidiyorduk.Hiç unutmuyorum; yıl 1969, esnafa seslendim: “Arkadaşlar, en ufak bir PTT ve banka ihtiyacımız için şehre taşınıyoruz. Öyle bir sanayi kuralım ki; bir yanında çalışılsın, bir tarafında banka hizmetleri, spor tesisleri, hastanesi hepsi bir, şehir gibi olsun. Hatta üyelerimiz, alışverişe de şehir merkezine gitme ihtiyacı duymasınlar, burada yapsınlar ve burada da iskan etsinler.”

“İNANDIM VE İMAN ETTİM”

İlk yönetim göreviniz ne zamandı?
Kuruluştan iki yıl sonra,1969’da yönetime girdim ve 24 sene 2 ay 27 gün hizmet ettim. Cevat Bey şöyle söylerdi: “Aramıza iyi ki katıldın. Katılmasaydın bu dört bacağın ikisi noksan olurdu…” 1974’de başkanlığı devraldım. Canla başla çalıştık, devletin en büyük yetkilileri dahi, “Bu projeye devletin gücü yetmez, ne cesaret girdiniz?” yorumlarını yaparlardı. Her kademeden yetkili, gerek yurtiçinden gerek yurtdışından gelenler de, “Bu delice bir hareket, kredi almadan bu proje gerçekleşmez.” diyordu. Ben de, “Kendine güvenmeyen adam gelip oturmaz buraya. Ben inandım, iman ettim, devletten kredi almadan bu işi yapacağım.” cevabını veriyordum.

Genel bütçeye, küçük sanayiler için 2 milyon TL ek bütçe koymuşlar; bunun 1 milyonunu da OSTİM’e ayırdılar. Hilmi İşgüzar, Orhan Alp gibi isimler, “Sana iltimas etmişler. Türkiye’ye ayrılan ek bütçenin yarısını sana vermişler, biz bunu vermeyiz!” tepkisini gösterdi.

Yıllar hızla akıp geçti… 80’lerin başında Kenan Evren Devlet Başkanı, Bülent Ulusu Başbakan, Turgut Özal da Başbakan Yardımcısı’ydı. Kenan Evren’in özel kalemine talimatıydı: “Kiminle randevum olursa olsun, Turan Çiğdem geldiği zaman ona öncelik vereceksin!”

Bahsettiğiniz ödenekler OSTİM’in hangi yatırımları için gerekliydi?
Şimdi, altyapı çok önemli, 50 MW kurulu güç lazımdı çünkü biz her işyerine 48 trafoyla büyük çapta elektrik veriyorduk. Bir şehir enerjisi lazımdı anlayacağınız. Yol yapılacak, su gelecek, telefon santrali, hastane yapılacak, bir şehir kuruluyor...

Ne açık ne de kapalı alanımız vardı; arabayı caddenin ortasında sökerdik. Üstümüzden kar yağar yağmur yağar. Arabanın çamuru yüzümüze akardı… Bu şartlarda çalışıyorduk. O zaman hayal ettiğimiz sanayi sitesi fikri kimsenin aklından bile geçmiyordu. Büyük çapta bir sanayi yaparak, onu ilerleterek dünyaya hitap edeceğimizi söylerdim.

Türkiye’de yapı kooperatifleri inşa edilirken iş bitiminde bir kez kura çekiliyordu. Bu arada uzun süreli kooperatiflerde ilk yapılan binalar eskimeye başlıyordu. Türkiye’de ve belki dünyada ilk kezmaliyet endeksli bir erken ödeme sistemi ile her yıl yapılan atölyeleri kura ile dağıttık.

Bir gün ortaklarla konuşurken, “Siz yurtdışına gideceksiniz oradan bir kartvizit hazırlayacaksınız, adres olarak da ‘Turan Çiğdem OSTİM/Ankara’ yazacaksınız postayla gelecek.” dedim ve bu gerçekleşti. OSTİM’in tanınırlığı artmaya başladı. Yabancı devlet erkanıTürkiye ziyaretlerinde, ilk olarak OSTİM’i gezmeye başladı.

“AVRUPA’NIN 10 SENELİK TEZGAHLARI BİZİM İÇİN YENİ SAYILIRDI”

Rahmetli Özal ile tanışmanız nasıl oldu, OSTİM’e verdiği önem neydi?
Devlet Planlama Müsteşarı ve bir iki bakanla OSTİM’e gelmişti. Burada bir buçuk saat brifing verdim. Bana, “Bu işi çok iyi hazmetmişsin. Sana bir müjde vereyim; kullanılmış arabayla kullanılmış takım tezgahını Türkiye’ye getirmeyi yasakladık.” dedi.

“İyi yapmamışsınız. Avrupa’nın 10 sene kullandığı tezgah bizim için yeni sayılır. Biz buradan işçileri gönderdik bir şeyler öğrensinler teknoloji getirsinler diye. Onlar da kazandıkları parayla eski tezgah aldılar, boyadılar, buraya getirsinler ki üretim yapsınlar. Yenisini almak kolay değil. Tarlada orak biçen adamı Almanya’ya gönder, yediğinden içtiğinden kessin, tezgah alsın. Onu da buraya getirmek yasak olsun. Nasıl olur bunu hiç düşünmediniz mi?” açıklamamın üzerine, müsteşara döndü, “Hemen kararnameyi değiştirin, kullanılmış tezgahlar serbest olsun. Hatta fabrikayı getirmek de serbest olsun.” talimatını verdi.

Ayrıca şu örneği verdim Sayın Özal’a: “Bir takım tezgahı Almanya’da 20-30 bin Mark eskisi 5 bin mark. Herkes 20-30 bin mark bulupda o tezgahı getiremiyor. Ama ne oluyor, yeni tezgahı getirirse saatte 10 tane imalat yapıyor, eskisi 7-8 tane imalat yapıyor. Bizim için bu tezgahlar eski değil herkesin gücü yetsin getirsin, o tezgahları çalıştırsın, para kazansın sonra da yenisini alsın.”

Biz OSTİM’i yaparken 5 buçuk metre saçak seviyesi verdiler. Rahmetli Özal’ı bir atölyeye soktum; tezgahın yarısı yerde, yarısı iş yerinde… “Niye tezgahı gömdünüz buraya?” dedi. “5 buçuk metreden fazla vermediler ki, bizde imalat yapabilmek için tezgahı toprağa gömdük. Saçak seviyesi 5 buçuk metre getirdiğimiz tezgahın boyutu 6 buçuk metre.” demiştim. Anlayacağınız, Türkiye’nin sanayileşmemesi için bütün prangalar vurulmuş zamanında.

Esnaf, bir işyeri kurup imalat yapıncaya kadar tabela parasından imarına kadar 68 çeşit vergi veriyordu. İlgililere, “Siz bu fikirlerle sanayileşemezsiniz.” görüşünü aktarır ve işin doğrusunu iletirdik. 3365 No.luKanun için tam 8 sene çaba gösterdik. Şimdi çekiç sesi gelene kadar her şey için vergi yok.

“SANAYİ TOPRAKLA DEĞİL DEMİR VE ÇİMENTO İLE YAPILIR”

Demir yok, çimento yok... 8 ay önce parasını yatırdığım demir şantiyeye geldi. “Bu adam kalpazan.” iddiasını ortaya attılar, evimi bastılar. “Macun’da büyük kalpazan yakalandı.” diye konuştular. Neymiş; demir, çimento varmış. Yahu sanayi demirsiz çimentosuz yapılır mı? Devlet hem benim parayı alıyor, 8 ay kullanıyor hem de beni tutukluyorlar.

Hakimin karşısına çıktığım zaman kendisine, “Beyefendi siz herhalde benden 10 yaş büyüksünüz. Ben ne yapmışım da elimi kolumu bağlayıp getirdiniz buraya?” sorusunu yönelttim. Beyan dışı demir, çimento olduğu yanıtını verdi. “Peki, sanayi toprakla mı olacak? Bunlar bulunacak.” dedim… Velhasıl hapis dahil her şeyi gördüm… Bir keresinde önümü kestiler, çocuğun çorabına tabanca koydular, “Vur bu adamı, köyü tarihten siliyor.” ithamında bulundular.

BİR GECEDE KÖPRÜ YAPILDI

Macun’dan geçen, Batıkent’e gelen yolu geceleri açtık. Bayındırlık bakanını, belediye başkanını getirdim, “Buraya bir köprü yapın, TIR’lar çıkamıyor bu yokuşu.”Şikayetini yaptım. Bakan beytelsiziyle müsteşarını aradı; “Buraya bir köprü yapın!” talimatını verdi. Müsteşar işin 23 ay süreceğini ifade etti. Ben de, “Peki, sağolun Bakanım, yarın köprüyü burada göreceksiniz.” deyince, şaşırmış bir şekilde “Nasıl olur? Devlet 23 ay veriyor, sen nasıl yapacaksın?” diye sordu.

Kızılcahamam’da çelik borular var; 2,10 çapında, 6 metre uzunluğunda. Akşam güneş batarken iki vinç, iki de TIR tuttum, bir de dozer aldım. Fakat benim mühendisler, “Bizi hapsederler.” diye gelmediler. Güneş batarken başladım güneş doğarken köprüyü bitirdim. Birisi 23 ay, diğeri bir gece… 24 seneyi konuşsam 24 yıl lazım.

“BUNLAR 3 YAPARSA BEN 13 YAPARIM!”

Kenan Evren’in TAI ziyaretinde yanındaydım. Bir inşaat hakkında bilgi alırken, söz konusu yerin lojman olacağını söylediler. “Yine ters başlamışsınız. İmalatı yapmadan, lojmanı düşünmüşsünüz. Ne zaman üretime geçeceksiniz?” sorusunu yöneltti. “Efendim 3 ya da 5 sene sonra uçağın yüzde 3 parçasını yapacağız.” cevabını verdiler. Evren’in rengi sapsarı oldu. Ben de, “Sayın Devlet Başkanım, hiç üzülme. Bunlar 3 parçayı yaparlar, 13 parçayı da ben OSTİM’de yapacağım.” sözünü verdim, mutlu oldu.

“OSTİM ASMA KATA SIĞMAZ!”

Bir gün Sanayi Bakanlığı’nın asma katında sanayi sergisi yapılacağı belirtilerek, OSTİM ürünlerinin de numunesi istenmiş. Soluğu ilgili mercide aldım, yetkililere, “Siz OSTİM’i asma katta nasıl temsil edeceksiniz, OSTİM buralara sığmaz, hele asma kata hiç sığmaz.” dedim. Bakan buna içerleyerek bizim ödeneği durdurdu.

Turgut Özal 1989’da Cumhurbaşkanı oldu. Hasan Celal Güzel, Milli Eğitim Bakanı’ydı. Batıkent’e doğru giderken, “Nerden buluyorsun bu parayı?” diye sordu. “Bu işe o kadar gönül verdim ki başaracağım!” demiştim.

“ÇIRAKLARIMIZIN YARISI SANAYİCİ OLDU”

Çıraklık eğitimi ile ilgili girişimlerinizden bahseder misiniz?
İlkokulu bitirip Kırıkkale’deki askeri fabrikada çırak olarak işe başlamıştım. Bu nedenle çıraklık eğitimine ayrı bir önem veriyordum ve bu işin eğitiminin OSTİM’de de olmasını istiyordum… Bu amaçlabeş-altı iş yerinin ara duvarlarını kaldırdım ve çıraklık okulu yaptım. Derse de firmamda çalışan mühendisleri, mimarları soktum, maaşlarını da ben verdim. Yine üniversite-sanayi işbirliğinin öncü adımlarını attık.

Daha sonra baktılar ki oluyor, bu sistem devam etti. Bizim alıp çırak diye eğittiğimiz insanlardan yarısı şu anda Ankara’da sanayici, fabrikası var. Bir süre Sanayi Bakanlığı’nda danışmanlık yaptım, Sincan OSB’yi incelediğim zaman yarısının OSTİM’den gittiğini görmüştüm.

Bir gün Kenan Evren’i çıraklarla yemek yemek için OSTİM’e davet ettim. İçeri girerken de kulağına şunları fısıldadım: “Çocuk kendisi 35 kilo, bir somun yiyecek dikkat et. Bu çocuğun ya babası ya da annesi üvey.Evde yemek ya kaynar ya kaynamaz.Akşama bu yemeği bulamayacağı içinçocuk bunun hepsini yiyor.Bu öğle yemeği ile yarın sabaha idare edecek.” Çocuk o çorbayla ve yemekle ekmeğin hepsini bitirdi.

İş hayatına atılan gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Evvela dürüst olmaları lazım. Verdikleri randevuya, borçlarına sadık olmaları gerekir. İsim yapmaları lazım. Mesela şimdi Turan Çiğdem; OSTİM’e git sor nasıl bir adam? “Biz böyle dürüst bir adam şimdiye kadar görmedik.” derler. Gençlere mesajım şudur: “Umutsuzluğa kapılmayın, siz geleceğin sanayicisisiniz, ben sizlere kefil oluyorum.”

HABERE AİT FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *