» 
»
 

“OSTİM, Türkiye’deki En İyi Uygulamalardan Biridir”

OSTİM’in inşaa yıllarını, görev aldığı yıllar boyunca bölgede neredeyse ayak basmadık alan bırakmayan Yüksek Mühendis Mimar Kaya Gönençen’in izlenimleriyle paylaşıyoruz.

Bugün 5 bin 200 işletmesiyle ülkemizin sanayi üssü olan, bünyesinden köklü markalar çıkaran OSTİM’in inşaat yıllarına tanıklık edenler, o zorlu dönemleri genel çerçevesiyle anlatırlar… İşin teknik kısmını ise projeyi hazırlayan, görev aldığı yıllar boyunca bölgede neredeyse ayak basmadık alan bırakmayan Yüksek Mühendis Mimar Kaya Gönençen’in izlenimleriyle paylaşıyoruz.

OSTİM’i yaparken inşaat sektörü açısından Türkiye’deki ilkleri kullandıklarını dile getiren Gönençen, “Klasik yöntemle bir atölyeye başlamışlardı ama ondan iki bin tane yapılmazdı. Prefabrike olmasını öngördüm. Dolayısıyla prefabrikasyon o tarihte yeniydi Türkiye’de. Birinci ve ikinci yılın sonunda binalar yükselmeye başlayınca yavaş yavaş üye kayıtları başladı ve ikinci, üçüncü yılda da prim yaptı.” dedi.
Deneyimli isim, OSTİM’i ‘Türkiye’deki en iyi uygulamalardan biri’ olarak niteledi.

Kaya Bey, OSTİM’le tanışmanız nasıl oldu?
OSTİM’le 1974 yılı Şubat’ında projelerle başladık. O tarihte burayı başlatacak biri aranıyordu. Cevat Dündar Bey, dört kişilik bir teknik komite kurmuş. O komitede iki mimar, iki inşaat mühendisi vardı. Beni onlarla tanıştırdı; konuştuk ve o tarihten sonra işe başladık. Mimari projeleri, betonarme projeleri, çelik projeleri bana ait. Daha sonra da emanet suretiyle inşaatı yönetmek de tarafımdan yapıldı. 1986 yılında da; 12 yıl sonra iş yeri programı ve atölyeler bitmiş oldu, o zaman da ayrıldım ben.

OSTİM’i planlarken bir sanayi vizyonuna göre mi yaptınız?
Tabii… Prefabrike olmasını öngördük. Şantiyede doğal şartlarda priz yöntemiyle çalıştık. Dolayısıyla prefabrikasyon o tarihte yeniydi Türkiye’de.

TÜRKİYE’DEKİ İLK UYGULAMALAR

Diğerinin yapılmama sebebi neydi?
Bizden önce düşünülen prototip, geleneksel yolla yığma yapılar biçimindeydi. O, çok zaman kaybettirici, artı pahalı, artı hantal. Ama prefabrikasyon çok hızlı, çok ekonomik ve seri üretim için o gerekiyordu. Onu gerçekleştirdik ve çok iyi de sonuçlar aldık. OSTİM’de Türkiye’deki birçok ilk uygulamalar vardır.

Dönemin OSTİM yönetimiyle tanıştığınızda onların kafasındakileri öğrenmelerinizde neler hissettiniz?
Cevat Bey’le bir yıla yakın çalıştık. Cevat Bey, son derece akıllı bir yönetici idi. Zaten o öngörüsünden dolayı da dört kişilik bir komite kurmuş, onlarla çalışıyordu. Biraz hantal bir başlangıç olmuş. Onu tabi süratle bir iki ay içinde terk ettik. Aslında o tarihte bir müteahhide ihale etmek de mümkün değildi, emanetin biraz da gerekçesi de oydu. Mesela yurt dışında bir takım yerlerle yazışmışlar. Bir Avusturya firması, prefabrike yapmak üzere teklif vermiş. Ama hatırladığım kadarıyla 2 milyon dolarlık bir tesis kuruyor bize. Bir yılda da bitiriyor sanayiyi. Doğru bir teklif, doğru bir proje ama şöyle konuştuk Cevat Bey’le: “Bir defa 2 milyon dolar birikmiş paranız var mı? 2 bin üye var ama artı onu bulduk diyelim bütün bu siteyi üye bir yılda finanse edebilir mi?” İmkansız tabi. Öyle olunca o firmaya teşekkür ettik ve kendi içimize döndük.

Proje tamamen her şeyiyle bize ait ama hiç kimse inanmıyordu. Hatta ve hatta biz başladıktan bir yıl sonraya kadar üyelikten çıkıp ayrılanlar çoğunluktaydı, gelen hiç yoktu. “Ankara’nın bu kadar uzağına insanlar niye gelsin?” deniyordu. Birinci ve ikinci yılın sonunda binalar yükselmeye başlayınca yavaş yavaş üye kayıtları başladı ve ikinci, üçüncü yılda da prim yaptı. Sonra her yıl 250 atölye yaparak ve her yıl kura çekerek götürdük. Dolayısıyla günde bir atölye yapabiliyorduk.

“ÇELİK KALIPLAR NEREDEYSE BİR ORMAN KURTARDI”

Bu aynı zamanda seri bir üretim…
Seri üretim zaten başka türlü olmaz. Mesela burada bin kadar bodrumlu atölye çıktı. Yani yolların aplikasyonu yapılıp, yollar kaba durumlarına getirilince bir sürü bodrum çıktı. Sanayide istenmeyen bir şey. Arazi çok engebeliydi, burada tepecikler, vadiler vardı. Bodrumun kullanışı üst kat, zemin kat kadar kullanışlı değil. Ama maliyeti daha yüksek.

Özetle; daha fazla para veriyorsunuz daha az kullanışlı bir yer elde ediyorsunuz. Bodrumları ucuzlatmak için çok ciddi çalışmalar yaptık. Mesela perde duvarlarını, parabolik dediğimiz prefabrike bir takım elemanlarla yaptık. Hemen hemen sıfır kalıplarla yaptık. 90 bin metrekare perde kalıbı yerine, üç adet çelik kalıpla üç bin defa dökerek bir orman kurtardık burada. Demirde yüzde 90, betonda yüzde 60 tasarruf sağladık. Bu uygulama hala Türkiye’de tektir.

Diğer yandan 25-30 ay taksitle çok rahat ödenecek şekilde her yıl yaptığımızı paraya çevirebiliyorduk. Dolayısıyla da finansman konusunda hiçbir sıkıntı çekilmedi. Klasik yöntemle bu mümkün değildi. Çatılarda 4400 ton çelik tasarrufu sağlandı. Bu, 10 tonluk 440 kamyon demektir.

OSTİM’e normal maliyetlerle kimse gelmezdi veya süre çok uzardı. Yanılmıyorsam yola çıkış 30 yıldı yöneticilerin kafasında. Bu arada teslim alan üretime başladı. Yani 12. yıl son atölyeyi yaptık dördüncü yıldan itibaren üretim başladı ve giderek çoğaldı.

OSTİM’e emek vermiş birisi olarak OSTİM’deki sanayiye, kültüre, sanayileşme adına bir marka şehir, sosyal bir dokusu olan bir şehir, bir yaşam alanı artık OSTİM. Genel bakışla neler düşünüyorsunuz?
Türkiye’deki en iyi uygulamalardan biri... Ve de doğru yolda… Kümelenmeyi konuşuyoruz. Bir müddet sonra bakıyoruz ki kümelenmeler olmuş ve çok güzel imalatlar çıkıyor. Ondan sonra bir müddet üniversite-sanayi iş birliği deniyor. Onlara yer veriliyor, OSTİM fedakarlık yapıyor, bunlar harika... OSTİM’e Cevat Bey’in ileri görüşüyle başlanmış… OSTİM yönetimleri hep iyi çalıştı, hüsnü niyetle çalıştı. Onun için yapılan her şey doğru ve bugün akla gelmeyen, yarın düşünülen birçok şey olacak. Onlar da iyi olacak muhakkak.

“ÇOK ÖNEMLİ AR-GE ÇALIŞMALARI YAPTIK”

Yol projelerinin araziye aplikasyonu ile gördük ki yaklaşık 1000 atölye bodrumlu olmak zorunda. Bodrum derinliği net ortalama 5 m çıkıyor. Sanayi için en elverişsiz durum. Daha da kötüsü bodrumsuz atölyenin maliyeti A ise bodrumlu maliyeti 2.5A çıkıyor. Halbuki bodrumlu atölyenin maliyetinin 1.5A’yı geçmemesi gerekir. Üyenin bodrumlu atölyeyi tercih etmesi için iki yol vardı. Ya bodrum maliyetinin fazlasını bodrumsuz atölyeye yükleyecektik ki bu takdir de 2A maliyete talep azalacaktı. Ya da bodrum maliyetlerini düşürecek bir yol bulunmalı idi. İkinci yolu seçerek çok önemli Ar-Ge çalışmaları yaptık.

HABERE AİT FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *