» 
 

“OSTİM’de Türkiye’nin İstikbalini Görüyorum”

İrfan Serim, 1983’de OSTİM ailesine katılan 20 yıl önce işi kardeşi ve oğluna devrenden ‘Emek Veren’ sanatkarlardan.

İrfan Serim, 1969’da ilk dükkanını açan,1982 yılında kardeşi alüminyum doğrama ustası Ali Osman serim ile birlikte alüminyum sektöründe üretime geçmiş 1983’de OSTİM ailesine katılan 20 yıl önce işi kardeşi ve oğluna devrenden ‘Emek Veren’ sanatkarlardan. Demir doğrama ustası olan İrfan Serim, iş yaşamına kaynakçı olarak adım atmış.

Zaman zaman OSTİM’e gelip, sanayi havasını soluyan Serim, Ata Sanayi’nden OSTİM’e uzanan öyküsünün dönüm noktalarını anlattı.

Röportaj için davetimize icabet ederek, yıllarca alın teri döktüğü makineler arasında geçmişi ve günümüzü değerlendiren Serim, “OSTİM’e baktığınızda ne görüyorsunuz?” şeklindeki sorumuza, tecrübelerini de katarak şu yanıtı verdi: “OSTİM’de ben Türkiye’nin istikbalini görüyorum. OSTİM deyip de geçmeyin ama bu da dar geliyor. Daha büyük organizeler acilen yapılmalı.”

İş hayatınız nasıl başladı?
Aslı mesleğim kaynakçılıktır. 5 yıl, para kasası yapan bir işyerinde çalıştım başladım ustamın yanında. 1969’da ilk dükkanımı Ata Sanayi’de açtım. “OSTİM denilen yere kim gidecek?” diyorduk. O zamanlar buralar tarlaydı her yer. Her taraf çamurdu, yol yok, iz yok. Rahmetli Cevat Dündar bize çok büyük iyilik etti, “Gelin girin, idare ederiz sizi.” dedi. Ama bizim kendimize inancımız yoktu. Yeni dükkan açmıştık. Ancak kendimizi idare ediyordum. Dükkan açtığımda cebimde sadece 100 liram vardı.

OSTİM’e ne zaman geldiniz?
1983’de geldim. İlk dükkanı kira ile tuttum. Ustam Kamil Örüç’ün dükkanıydı. O da bir başkasına sattı. Kısmet işte biz de geldik buraya kiracı olduk.

Ata Sanayi’de 17 sene bodrumda çalıştım, güneş görmedim. O yüzden 10 lira daha fazla verip güne gören bu dükkanı kiraladık. Buraya gelince kendimizi top sahasına geldik sandık. İnanın; o günün şartlarında asfalt yoktu, buralar bütün kumlu, çamurlu… Yol yoktu. Araba çamura saplanıyordu, kurtarıcı getirip çıkartıyorduk. İlk zamanların şartları böyleydi.

Ata Sanayi’nin ardından OSTİM çok büyük geldi. Orada, bodrum kattı. Elektriği üst dükkandan alıyordum, elektrik bile vermiyorlardı. 1968’de sel oldu. Dükkanın içi 50 cm mil dolmuştu. O mili hep sırtımda taşıdım, o çaya döktüm…

OSTİM’e ilk geldiğimizde, caddeleri, sokakları bu kadar büyük görünce “Ne gerek var?” demiştik. Çok büyük gelmişti bize o zaman. Atölyeler saray gibi geldi. Ama şimdi bu sokaklar, bu caddeler dar geliyor.
OSTİM’i planlayanlar o dönemden uzağı görmüşler. Cennet mekan olsun, Allah onlardan razı olsun. Şu memlekete çok çok büyük iyilikler yaptılar. Ödenemez o haklar.

Zor şartlardan buraya geldik. Bugünümüze çok şükür, Allah’a hamdolsun.

“ÖNCEDEN SANAT ÜSTÜNDÜ”

Hangi sebeplerle tercih etmediniz buraya üye olmayı?
Tercih değil imkansızlıktan. Ben hiç üye olmadım buraya. Önce kira ile geldim, sonrasında kardeşim Ali Osman Serim’le ortak olduk ve demircilikten alüminyumculuğa dönüştük. 1995 yılına kadar işin başında durdum. Ama bu çek-senet işinden, imkansızlıklardan bıktım, usandım. Ali Osman Bey’le ortağız. Oğlum da üniversiteyi bitirip askerliği de yapınca dedim ki; “Oğlum ben artık yoruldum.”

Kaç işçi ile çalışmaya başladınız burada?
Buraya geldiğimizde 5 işçimiz vardı. Ben bırakana kadar 7-8, 10’u geçmedik. İşi çocuklara bıraktım. “Ben bıktım, usandım, yoruldum” dedim. Benden sonra oğlum ve amcası yan tarafı da tuttu. İki atölyeyi beraber işletti. İşi geliştirdi, amcası ile devam ettiler. Onun da bir tane oğlu var, benim de bir tane oğlum var.

Neden bıktınız?
O dönemde ekonomik kriz vardı, çekler ödenmiyordu, ödeyemiyordum, yaptığım işin parasını alamıyordum, işi beğendiremiyordum. Ata Sanayi’den, Siteler’den malzeme getiriyorduk. Malzeme satan bile, alüminyum satan bile yoktu o zaman OSTİM’de. Çok zor şartlardan geçtik. Ondan sonra da oğluma dedim, “Hadi Allah işini rast getirsin.”

Bugün işyerinizde pek çok işçi çalışıyor, insanlara ekmek kazandırıyorsunuz. Bunu bir değerlendirir misiniz? Kendiniz de çıraktınız, kalfaydınız, işçiydiniz…
Biz köyden geldik 5 kişi Ankara’ya. Sanayiye sanat öğrenmeye gittik. Şimdi OSTİM’de 60 tane bizim köyün esnaf olanı var. Hepsi çırak olarak geldi ve bizden sonra yön verdik.

Sanat gibisi var mı? Bizim köy, çevre köylerin en fakir köyüydü. Yani bütün işçilik hep bizim köyden çıkardı; çobanlık, ırgatlık, amelelik, ustalık. Sanat olarak baktığımızda, önceden sanat üstündü. Yani emek karşılığı vardı. Şimdi makineleşti, gelişti, büyüdü.

“SANAYİDEN ŞAŞMAYACAKSIN���

Sizin çalıştığınız dönemlerde çırak yetiştirme politikası nasıldı?
90’lı yıllarda çıraklık eğitimi olmadan gene çalıştıramıyorduk. Çıraklık Eğitim Okulu’ndan gelirdi, yarım gün orda eğitim yarım gün burada çalışma olurdu. Çocuklar bir şeyler öğreniyordu. Eğer sanat okuluna gitmemişsen ustalık belgesi zaten alamıyor, dükkan da açamıyordun. Kamil Örüç dediğim ustam, “Ustalık belgesi alınacak.” dedi. Gazi Mahallesi’nde sanat okulunda sanatkar olarak kurs gördük orda 3 gün, ustalık belgesi aldık.

Ata Sanayi’nin şartları ile OSTİM’i karşılaştırdığınızda ne görüyorsunuz?
OSTİM de ben Türkiye’nin istikbalini görüyorum. OSTİM deyip de geçmeyin ama bu da dar geliyor. Daha büyük acilen organizeler yapılmalı.

Cevat Dündar’ın ilk başlarında Allah rahmet eylesin, çok büyük emeği vardır. İlk proje onun çünkü. Bugün OSTİM’e baktığımızda kamyonlar, tırlar dolup dolup çıkıyor. İnsan bundan mutlu olmaz mı? Bugün gördüğünüz işletmelerin büyük bir bölümü, o günlerde; günlük bulup günlük yiyen adamlardı. Bugün gelinen noktada kıyas bile kabul etmez. Ama bunun olacağı belliydi, OSTİM’in kuruluşunun gayesi de buydu. Şimdi oğlum ve yeğenim 30 kişi çalıştırıyor yerine göre. Ben işin başındayken 10 kişiyi geçmedi. Burada istikbal yokta ne var?

Baktığınız zaman herkes devlet memuru olayım, hizmet sektöründe çalışayım, bir maaşım olsun istiyor. Onlar yanlış; sanayiden şaşmayacaksın, ben onu bilmem. Peygamberimizin hadisinde var: “10’un, 9’u ticarettir.” Onun için yine çalışacaksın. Herkes şimdi üniversiteyi bitiriyor, herkes okuyor işçi yetişmiyor. Benim ustam vardı, Allah rahmet etsin… Adam yapardı, öyle bir sanatkardı. Sanatkârdı diyorum bak ama kıymetini bilemediler, öyle geldi, gitti. Şimdiki şu imkanlarda o olsaydı, neler yapmazdı.

Ata Sanayi’nden gelip fabrikatör olan çok bizim arkadaşlar. Bizim köyden pek çok arkadaştık. Köyde davar güttürmezlerdi beceriksiz diye, şimdi burada birçoğu fabrikatör oldu. Zaten biz hepimiz köyden kaçarak geldik. Babam rahmetli işte çalışıyor, ustalık yapıyordu. Çeşme falan yapardı. Zordu geçim. Şimdiki gibi değildi.

Ticarette başarılı olmak için ne gerekir?
Evvela ahlak. Sanayide yetişip güzel ahlaklı olmayan neredeyse yoktur. Sanayici olmasa inan memleket aç kalır. Her türlü şeylerde hem imkanları var hem sanat insan olarak yetiştiriyorlar. Esnaflık, görgü. Yani dürüstlük olarak, şu Ankara’da sanayici en dürüstüdür halkın. Hem güvenilirdir; onları biz hep yaşadık.

HABERE  AİT FOTOĞRAFLAR İÇİN TILAYINIZ

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *