» 
»
 

Piyasaların Gözü Huzur, Güven ve İstikrarda

Sıcak gündem sahaya nasıl yansıyor?

Yakın coğrafya ve ülkemiz son dönemlerin en sıcak gündemini yaşıyor… Jeopolitik risklerin yanı sıra 7 Haziran seçimlerinin ardından tartışmaya açılan hükümet senaryoları, devam eden koalisyon görüşmeleri, reel sektör cephesinden net olmayan bir ortam olarak algılanıyor. Bu manzaranın, KOBİ tarafına, üretime ve ihracata; kısacası ekonominin dinamiklerine etkilerinin yaşandığı ifade ediliyor.

Ülkemizin güney sınırındaki hareketliliğin üreticilerin dış pazar hedeflerine de yansımaları görülüyor. Bu durumun aşılabilmesi, huzur, güven ve istikrar ortamının devamı stratejik bir gereklilik. 500 milyar dolar hedefine erişmek için canla başla çalışan, daha çok üretim ve istihdam için seferberlik içinde olan üretim mekanizması, sorunların aşılarak, güven veren bir hükümet oluşumunun beklentisi içinde… Ya da Türkiye’ye kazandıracak adımların…

OSTİM Gazetesi olarak sahanın, piyasaların ve ekonomik ortamın nabzını tutan isimlere sorduk: Türkiye’deki Hükümet kurma çalışmaları ile Orta Doğu eksenli problemler; üretimi, ihracatı nasıl etkiler? Bu gelişmelerin sahaya ve KOBİ’lere yansıması nasıl olacak? Yıl sonuna doğru beklentiler ne? İşte aldığımız yanıtlar…


Nurettin Özdebir  Ankara Sanayi Odası Başkanı

“TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTECEK HAMLELER YAPILMALI”

7 Haziran seçimlerinin sonrasında devam eden siyasi belirsizliğin büyümeyi olumsuz etkileyeceğini hepimiz biliyoruz. Dünya Bankası'nın çizdiği orta vadeli ekonomik büyüme tahmini de pek parlak değil. Daha önce 3,9 ve 3,7 olarak tahmin edilen 2016 ve 2017 büyüme oranlarını Dünya Bankası 3,5'a çekmiş durumda. Eğer bu tahmin doğru çıkarsa, düşük büyümenin 2 yıl daha devam edeceği beklenmektedir. Reel kurdaki ciddi değer kaybına rağmen ihracatı da artıramadık. Bu durum dış pazarlarda rekabet edecek mallar üretemediğimizi göstermektedir.

Enflasyondaki katılık ve yüksek işsizlik de devam ediyor. Bütün bunlar ekonomide ciddi tedbirler alınması gerektiğini gösteriyor ama siyasi partilerde bir yumuşama havası olmakla beraber henüz uzlaşma biraz daha uzak gibi gözüküyor. Diğer taraftan, iç piyasada da sıkıntılarımız devam ediyor.

Bankalar kredi musluklarını kısmaya başladılar, hatta ufak ufak kredileri kapatmamızı isteyenler var. Ödenmeyen çeklerin ve senetlerin miktarında ciddi artışlar var. Bir an evvel hükümeti kurup reformlara devam edip piyasaları canlandıracak, Türkiye’yi tekrar büyütecek hamlelerin yapılmasını sağlayabilmemiz lazım.

Ancak her geçen gün ekonomi daha sıkışmakta. Bu nedenle siyasetçilerin üzerlerine düşen görevi yapmaları gerekiyor. Bir an evvel uzlaşıp Türkiye’yi selamete götürecek, büyümesini destekleyecek, orta gelir tuzağından kurtaracak reformları yapma sırası onlarda.

OSMAN AROLAT Dünya Gazetesi Başyazarı

“SAHAYA DURGUNLUK OLARAK YANSIYOR”

Bu yılın ilk yarısını içerde seçimlerin, dışarda çevre ülkelerindeki çalkantılar ve çatışmalar ile FED’in faiz kararı beklentisine bağlı belirsizliklerin yarattığı kararsızlık içerisinde geçirdik. Seçim sonuçlarına göre kurulması gereken koalisyon hükümetinin kurulma çalışmaları sürerken, Suriye sınırında ve yurt içerisinde gündeme oturan terör olayları bugün de bu belirsizliğin sürmekte olduğunu gösteriyor.

Bu belirsizlik ortamı sekizinci ayını tamamladığımız 2015 yılında hem yatırımları, hem üretimi hem de ihracatı olumsuz etkiliyor/etkilemeye devam ediyor. Doğaldır ki bu gelişmelerin sahaya yansıması durgunluk, daralma ve olumsuzluklara neden oluyor. Sistem içerisinde yer aldıkları için KOBİ’ler de bu durumdan nasibini alıp olumsuz etkileniyor.

Eğer koalisyon hükümeti bir an önce kurulup, dünyadaki olumlu gelişmelerden İran ambargosunun gevşetilmesinden, Avrupa Merkez Bankası’nın likidite artırmasından faydalanacak yeni ekonomik adımlar atarlarsa, olumsuzluk rüzgarı biraz tersine dönebilir.

Aksi halde, yeni seçim gibi bir olumsuzlukta gündeme gelirse bu yıl kaybedildiği gibi, 2016’nın ilk yarısı da şimdiden kaybedilmiş olur. Yıl sonu beklentim yüzde 3’ler seviyesinde düşük büyüme, yüzde 7’ler seviyesinde enflasyon, yüzde 10’lar seviyesinde işsizlik, daralan üretim ve piyasa ile daralan ithalat ve ihracat olacaktır. Doğaldır ki bu yeterli istihdamı da sağlamayacaktır. Bugünün tablosunu kısaca böyle özetleyebilirim.

HAKAN GÜLDAĞ Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

“EN FAZLA KOBİ’LER ETKİLENİYOR”

Küresel ekonomide sarsıntılar devam ediyor. Beklenen güçlü toparlanma sinyali henüz ortaya çıkmış değil. Buna ilave olarak bölgemizde yaşanan istikrarsızlık ve çatışma ortamı da Türkiye’nin makro dengelerine olumsuz yönde etki ediyor. Böylesi bir tabloda seçimlerin üzerinden yaklaşık iki ay gibi bir süre geçmesine karşılık, ekonominin ve toplumun beklentilerine cevap verecek bir hükümetin kurulamamış olması, ciddi olarak sorgulanmaya muhtaç bir konudur. Ve bu kritik dönemde maalesef Türkiye adeta olayların peşinden sürükleniyor…

Hükümeti kurulması sürecinin uzaması ve yeniden bir erken seçim olasılığının giderek güçlenmesi, beklentilerin daha bozulmasına ve mevcut sorunların çözümü bir yana daha ağırlaşmasına neden oluyor. Nitekim, reel sektörün ve hane halkının beklentilerindeki bozulma, üretime ve tüketime de doğrudan olumsuz yönde yansıyor. Belirsizliğin arttığı bir dönemde üretim de tüketim de yatırım eğilim de aşağı yönlü hareket eder. Zaten beklenti anketleri de bu bozulmayı doğruluyor.

Sıkıntılı süreçten, yetersiz ve güçsüz finansman olanakları nedeniyle öncelikle ve en fazla KOBİ’ler etkilenmektedir. Bir yandan üretimin ve ihracatın daralması, bir yandan artan tahsilat ve ödeme sorunları, KOBİ’lere yönelik tehdidin boyutunu giderek artırmaktadır. Dolayısıyla, sorun daha fazla büyümeden gerekli politika ve uygulamaların hayata geçirilmesi ve beklentilerin olumluya çevrilmesi büyük önem taşıyor.

Mevcut olumsuz konjonktüre ilave olarak, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yılsonuna doğru faizleri artıracağı beklentisi, diğer gelişen ülkeler gibi Türkiye için de borçlanma maliyetlerinin ve döviz borçluluğu üzerinden aşağı yönlü risk algısını güçlendiriyor. Siyasi istikrarın hızla tesis edilememesi ve ekonomik dengelerin gereklerine yönelik politika ve uygulamaların süratle hayata geçirilmemesi halinde, 2015 yılı büyümesinin geçen yılın altında kalacağı beklentileri giderek güçleniyor. Ayrıca makro dengelerdeki bozulmanın, TL’de değer kaybı ve faizlerde artışı tetiklemesi önemli bir risk alanı olarak görülüyor.

FERİT B. PARLAK Dünya Gazetesi Ankara Temsilcisi

“BELİRSİZLİK PARAYI ÇEKMEZ, İTER”

Yatırım için sermayeye, sermaye için tasarrufa ihtiyaç duyan Türk ekonomisi, tasarruf olmayınca yabancı sermayeye muhtaç durumda… Yabancısı ve yerlisi sınırında operasyonların, içinde siyasi karışıklık ve belirsizliğin ve terör eylemlerinin olduğu bir ülkeye yatırım yapar mı? Tabi ki yapmaz. Sermayenin gelmesi, yatırımların artması için belirsizliklerin ortadan kalkması gerekiyor. Hükümet konusu ise belirsizlikler içinde başı çekiyor. Kalıcı bir hükümetin olmaması her alanda günlük ve geçici önlemler anlamına geliyor.

7 Haziran seçimlerinde seçmen, “Uzlaşın ve hükümeti birlikte kurun” mesajı verdi. Koalisyon hükümeti çıkmazsa seçmenin mesajı alınmamış olacak. Gidilecek yeni seçimde seçmen fikrini değiştirecek mi? Yine koalisyon çıkarsa ne olacak? Bugün uzlaşmayanlar o zaman uzlaşacak mı? Bu belirsizlikler, 10 bin dolarlık orta gelir tuzağından kurtulmaya çalışan ekonomiyi, 10 bin doların altına götürüyor!

AHMET KURT OSİAD Başkanı

“SANAYİCİLER ÜRETİMDEN KAZANAMIYOR”

Türkiye’de ekonominin son yıllarda içine girdiği kısır döngü, en fazla gençleri vuruyor, onların geleceklerini karartıyor. Ülkemizde resmi rakamlara göre işsizliğimiz yüzde 11’lere çıkmışken, bu oran üniversiteli gençler arasında yüzde 25’leri buluyor. Bunun anlamı şu: Geleceğimizi daha müreffeh hale getirecek potansiyel insan kaynağımız büyük bir sosyal probleme dönüşüyor.

Neden? Sanayileşmeyi öteleyen, üretimden değil de gayrimenkul rantları üzerinden değer yaratmayı hedefleyen bir ekonomik düzen ve zihniyet var da ondan. Benzetmemiz gerekirse sanayiciler üretimden kazanamıyor. Sanayi, üretim itibar görmüyor, eğitim-öğretim üretim süreçlerinden kopuk.

ÖZCAN ÜLGENER ORSİAD Başkanı

“YOL BULMAYA  ÇALIŞIYORUZ”

Son üç yılda ülkemizde 3 seçim yaşandı. Bununla birlikte; Gezi olayları, 17- 25 Aralık süreçleri, ardından gelen ve gerilimi tırmandıran sürekli kaotik ortamlarla oluşturulmak istenen güvensizlik, biz sanayici iş adamlarını da olumsuz etkilemektedir. Ülkemiz tüm bu yaşanan süreçte derin yaralar almaktadır. 7 Haziran seçimlerinin koalisyonun kurulamaması nedeni ile sonuçsuz kalması, hükümetin kurulması adına bir türlü uzlaşı sağlanamaması bizleri maddi manevi geriye götürmektedir.

Bu ortamda asıl Meclis sıralarında görev yapan siyasilerimizin sağduyulu olması gerekirken yapmış oldukları bazı söylemler sanayi iş dünyasına da olumsuz bir şekilde yansımaktadır. Böyle bir ortamda sanayicimiz işine yatırım yapmaya korkar oldu. Kimse yeni makine almak, borca girmek istemiyor. Hepimizin önünde bir sis perdesi, yarının senaryoları içerisinde kendimize yol bulmaya çalışıyoruz.

Ülkedeki bu kaos ortamının son bulmasının da, kendi işimize odaklanabilmenin de tek yolu hükümeti kurmaktan geçiyor. 8 Haziran’a kadar bizlere türlü türlü vaatlerde bulunan siyasilerimizin koalisyona yanaşmamaları, orta yol arayışına girmek istememeleri içinde bulunduğumuz bu gerilim ortamına katkı sağlamaktadır. Yanlıştan bir an önce dönülmesi adına sürekli sağduyu çağrısı yapan siyasileri sağduyuya davet ediyoruz.

TURGAY TÜRKER Ekonomi Muhabirleri Derneği Genel Başkanı

“KOBİ’LER EN KÜÇÜK SARSINTIYA DAYANAMAZ”

İstikrarsızlık, yatırımcının korktuğu en büyük konu. Önünü görememesi nedeniyle hem istihdam sorunu oluşacak hem de mevcut yatırımları ile idare etmeyi öngörecek. Tüm bu hadiseler Türkiye’nin yararına değil zararına olur. Oysa üretici, yatırımcı aşkla, zevkle işine koyulur. İstihdam kapısını aralarken, vergi rekortmenliği ile gurur duyar. Böyle bir tabloyu umarım özleme noktasına gelmeyiz.

Hükümet kurma çalışmalarında çok geç kalındığı gibi ağır davranıldığını da belirtmek isterim. Zira Suriye, Irak, İran, Libya ve Mısır’da yaşanan gelişmeler bizleri doğrudan ve dolaylı etkiliyor. İslam anlayışında model olarak gösterilen Türkiye, bu ülkeler için hem abi rolündeydi, hem de sözü dinlenilen bir pozisyondaydı. Ama bugün maalesef bu ateş hattında biz de ne olabileceğini kestiremiyoruz. Çünkü ortaya konulan tüm veriler, hem siyasileri hem de kamuoyunu yanlış yönlendirdi.

Maalesef KOBİ’lerimizin en küçük bir sarsıntıda bile dayanmaları güç. Çünkü tüm bunlar, girişimcilik ruhu dediğimiz yastık altı paraları kullanarak kimsenin cesaret edemeyeceği bir alana girerek üç-beş kişi ile kurdukları küçük atölyeleri, orta ölçekli atölyeye sıçratarak büyüten insanlar. Kredi konusunda zorluklar çeken, ama dirayetleri ile aldıkları krediyi kuruşu kuruşuna kadar ödeyen bu işletmelerin asil insanlarına daha büyük imkanların sağlanması halinde, yaşanacak olumsuzluklardan fazla etkilenmezlerdi.

Maalesef diyorum, olası olumsuz gelişmeler hem ülke ekonomisine ağır bir fatura getirecek hem de bu işletmelerin durumunu zora sokacaktır.

ALİ İNANDIM Milliyet Gazetesi Yazarı

“ÇOK ZAMAN KAYBETTİK”

Türkiye, sadece Orta Doğu değil, tüm sınır komşuları, çevre ülkeler ve dünyanın bir ucuyla alış veriş yapabilme yeteneğine sahip bir ülke. Herkese satabileceği, üstelik ucuz ve kaliteli, çok şeyi var onların da ihtiyacı olan. Ne zaman bir adım atsa o çelme takanlar da çelmesini hazırlamış oluyor maalesef. Ama eskisi gibi değil Türkiye; hükümetlere rağmen toplumun, gelişmiş ülkeler sınıfına geçme talebi ve baskısı var. Bunun için de her sektörde köklü değişim, ciddi bir yeni sistem beklentisi oluştu.

2 yılı aşkındır seçimlere kilitlendi siyaset. Son 3 yıldır Ankara’nın 25 ilçesini gezdik, organize sanayi bölgeleri, teknokentlerle yazı dizileri yaptık. Şimdi de esnafla devam ediyoruz. Özeti şudur; varolan sistemin ömrü dolmuştur, herkesin yeni sistem beklentisi var. Seçimlerle kaybettiği süreye, koalisyon falan derken yeni bir kayıp eklendi, üçüncü yılımızı kaybetmekle meşgulüz. Gidişat erken seçimi gösteriyor. Oysa herkes, bu kaybedilen süre içinde bir an önce kendi alanıyla ilgili yasaların, yönetmeliklerin çıkmasını bekliyordu. Seçimler, hepsini erteledi.

Yüzde 80 oranında birçok mesleğin önümüzdeki 30 yılda ortadan kalkacağı bir dünyada, nano teknolojiye geçiş için son 10 yılını yaşayan Türkiye’nin, seçimlere verecek 3 yılı yoktur. Topyekün siyaset, yeni sistemi hazırlamaya odaklanmalıydı. 60 yıllık hastalığımız nüksetti, ekonomi, siyasi ve ideolojik çekişmelere kurban edildi. Bu arada en kolayı olan rant ekonomisine sırtımızı dayadık. Bu şu demektir; siyaset ve özellikle bürokrasi, bir kez daha toplumun gerisinde kalmıştır.

Yıl sonu üretim ya da ihracat tahminim, yükselme olsa da oran olarak kesinlikle olması gerekenin ve 2 yıl öncekinin altında kalacaktır. Çok iş bekliyor, çok zaman kaybettik çünkü.

DOÇ. DR. EBRU YÜKSEL TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniv. İşletme Bölümü Öğretim Üyesi

“KOBİ’LER DESTEKLENMELİ”

Geldiğimiz noktada, büyümenin, üretimi artırmanın, ihracat kapasitemizi genişletmenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Türkiye 2000’li yılların başından beri inşaat sektörünün ve talebin çektiği ivmeli bir büyüme trendinin içindeydi (finansal kriz dönemlerini saymazsak). Ancak şimdi bu eğilimde ciddi bir zayıflama görülmekte. Orta Vadeli Program’da hükümetin 2015 yılı için öngördüğü büyüme oranı %4 olmasına rağmen tahminler bu değerin aşağı yönlü %2-2,5 seviyelerine doğru revize edilmesini işaret ediyor. Bu da kişi başına düşen GSYH’nın 10.000 dolar seviyelerine gerilemesi, bir türlü kurtulamadığımız orta gelir tuzağına biraz daha saplanmamız demek. Bir başka deyişle vatandaşın fakirleşmesi demek.

Tarımın milli gelirden aldığı pay %7’ye, imalat sanayiinin milli gelirden aldığı paysa %15,8’e geriledi. Gençlerde işsizlik oranı ciddi seviyelere çıkmaya başladı. Bunu şunun için söylüyorum: Üretimimiz düştü, bununla birlikte işsizlik sorununun da boyutları büyümeye başladı. Halbuki, büyümenin ve istihdam yaratmanın lokomotifi üretimdir; tarım üretimidir, sanayi üretimidir.

Üretimi canlandırmanın olmazsa olmazlarından biri ise elverişli bir yatırım ortamı oluşturmak, aynı zamanda üretim yapmak isteyen girişimcilere düşük maliyetli finansman sağlamaktır. Türkiye’de istihdamın %76’sını sağlayan, ihracatın da %54’ünü gerçekleştiren KOBİ’ler için düşük maliyetli finansman bulmak en büyük sorunlardan birisi. Türkiye ekonomisinde böylesine önemli paya sahip KOBİ’lerin finansal açıdan desteklenmesi, öncelik verilmesi gereken konulardan biridir. Uluslararası işbirliği, Ar-Ge, markalaşma, ihracat, eğitim ve danışmanlık, altyapı destekleri ilk akla gelenler…

ürkiye’nin gündeminde terör olayları, seçim sonrası yaşanan belirsizlikler, komşularımızla ekonomik ve siyasi ilişkiler, tüm dünya kadar bizi de ilgilendiren gelişmeler gibi birçok önemli konu var. Ancak güçlü ve gelişen bir Türkiye için üretimin, üretim için de KOBİ’lerin desteklenmesinin önemi hep tazeliğini koruyacaktır.

İLHAN ŞAHİN OSTİM Medikal San. Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı

“GÜÇLÜ BİR İKTİDAR İSTİYORUZ”

Orta Doğu bölgesindeki gelişmelerin ekonomimize olumsuz yansımaları mevcuttur. Özellikle KOBİ’ler ürün ihracatında sevkiyat ve ödeme zorlukları yaşamaktadır. Ülkemizdeki belirsizlikler arttıkça komşu ülkelerdeki muhataplarımız bundan olumsuz etkilenmektedir. Hatta bazı KOBİ’lerin siparişlerinin rölantiye girdiği şahsıma iletilmiştir. Bu da üretimimizin ve ihracatımızın etkilendiğini göstermektedir. Hükümet kurma konusunda; güçlü bir iktidarın bir an önce teşekkül etmesi bizim en içten arzumuzdur.

Dış ülkelerin penceresinden bakıldığında yönetimde zafiyet algısına meydan verilmemesi ve yurtdışı müşterilerinin bu noktada siparişlerinin kendilerine gönderileceği yönünde kuşku duymaması gerekmektedir. Bu belirsizliğin bir an önce netleşmesi hem yatırım hem üretim anlamında çok fazla kesintiye uğramaması Medikal Küme açısından yararlı olacaktır.

YAŞAR ÇELİK OSTİM Yenilenebilir Enerji ve Çevre Teknolıjileri Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı

“UZLAŞARAK ÇALIŞMALIYIZ ”

Üretime yönelik direkt ya da endirekt ilişkili tüm bakanlıkların ülkemizde üretimin, ihracatın geliştirilmesi konusunda aynen istihbarat, emniyet ve silahlı kuvvetlerin hassasiyetleri kadar güçlü önlemler alması zaruridir. Sanayi canlı organizma gibidir ve yenilenmesi gerekir. Kendini yenileyemeyen yineleyen bir sanayi, kısa sürede durağanlaşıp, gelecek yıllarda ise etkileri uzun sürecek bir gerilemeyle karşı karşıya kalacaktır. Bu ise işsizlik, mevcut başarıların sekteye uğraması, ekonomik yavaşlama ve gerileme anlamına gelecektir.

Uyumlu bir koalisyon kurulmazsa, yeni seçim derdine düşmüş ülkeyle karşı karşıya kalacağız demektir. Siyasi partilerin; ideolojik ayrışmalarını bir yana bırakıp uzlaşabilecekleri en üst başlık olan ülke birliği, ülke dirliği, ülke yararları konusunda mutabakata varmaları gerekmektedir. Dışarıda ve içeride istemediğimiz gelişmelerin yaşandığı ülkemizde ayrıntılardan, oy kaygılarından uzak durup vatanımız için canımızı vermeye hazırken uzlaşarak çalışmamız gerekmektedir.

 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *