» 
 

“Sanayicinin Motivasyonu İstihdam ve Katma Değerdir”

Zeki Sutay, Ata Sanayi’de işlerini sürdürürken 1967 yılında merhum Cevat Dündar’a verdiği 100 lira ile kooperatife adım atmış.

Zeki Sutay, Ata Sanayi’de işlerini sürdürürken 1967 yılında merhum Cevat Dündar’a verdiği 100 lira ile kooperatife adım atmış. Kuruluş dönemlerinde, Başkan Dündar’da çok büyük bir heyecan gördüğünü söyleyen Sutay, KOBİ’lerin ekonominin temel direği olduğuna işaret etti.

Sutay, sanayicinin üretime olan bakışını ve motivasyon kaynağını, “Benim öyle sanayici arkadaşlarım vardır ki; ‘Sanayici zevki’ deriz biz buna, döner dükkanına bir daha bakar, fabrikasına bakar, takımına tezgahına, makinesine bakar. Sever onları, gurur duyar. 80 adam çalıştırıyorsa, bunu nasıl 120 kişi çalıştırırım, 150 kişi çalıştırırım diye düşünür. Sürekli bir katma değer üretme çabası vardır.” sözleriyle özetledi.

Sizi tanıyabilir miyiz?
Ankara doğumluyum. 1967’de OSTİM’i kurmak için Cevat Dündar bize kağıtlar gönderdi, mektuplar gönderdi. Demir doğrama işleri yapıyordum Ata Sanayi’deydim, Allah rahmet eylesin Cevat Dündar’la sık sık görüşürdük. Çok gençtim o zaman bizzat kendisi davet etti. Hatta şöyle de bir konu oldu. “Bana çabuk 100 lira ver” dedi. Ben de çıkardım, verdim.

Ne için istediğini sordunuz mu?
Niye istediğini sormadım; çünkü o anda inşaata gidiyordum. Dolayısıyla benim yazılmam öyle oldu. 2 bin metrekareye yazıldım. Sonra üç dükkana girdim.

Cevat Bey’de nasıl bir heyecan gördünüz, OSTİM’in kuruluşuna ilişkin?
Çok büyük bir heyecan gördüm. Sebebi de şu; o sene Maltepe’de bir toplantı yapıldı. O zaman OSTİM değildi ismi. Cevat Bey, o toplantıda bizlere bir dükkan, bir de ev vereceğini söyledi.

Hangi yıl oldu bu toplantı?
1967’nin kış aylarıydı, zannediyorum ya Ocak ya Şubat. Epey kalabalıktı hatta toplantı. Cevat Dündar Bey, bir dükkan bir de ev vereceğini söyledi. Bir de işte “Burayı aldım, şurayı aldım.” diyordu. O zaman bu işe sıcak baktım; bakmayan çok kişi vardı. Çünkü Türkiye’nin potansiyeli, durumu bu tür hareketlere uygun değildi. İnsanlar alışık değildi.

Cevat Dündar Bey, müessif bir kaza neticesinde rahmetli oldu. Allah rahmet eylesin orda vefat etti. Turan Bey bu işe sahip oldu ve ben buranın demir işlerini yaptım, OSTİM Sanayi Sitesi’nin. Daha sonra 300-250 dükkanlık, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü kuralar yapıldı. Yani kimsenin hakkı kimseye geçmedi. Hem siteden hem de ilgim dolayı yakinen OSTİM’i bilen bir insanım.
Erken ödeme sistemi yapıldı.  Çok doğru hakkaniyetli bir sistemdi. OSTİM Türkiye çapında, Türkiye’ye örnek bir yer.

“BU MEMLEKET İÇİN ÇALIŞTILAR”

Turan Çiğdem Bey döneminde sanırım demir işlerini yaptım dediniz. O döneme baktığınız zaman 70’li yıllar karaborsa dönemi. Yani demir gelecek ki siz ona göre demir işçiliği ile yapacaksınız. Bize o dönemi biraz anlatabilir misiniz?

Sıkıyönetim vardı, o parasızlıkta, inşaatı devam ettirdi Turan Çiğdem. İnşaatlar sırasında buranın demiri yıllık alınıyordu. Açık alanda biz onları işlerdik. Bizim kapımızın, iş yaptığımız yerlere konulurdu demirler. Oradan zaten işlerdik. Ne kadar geldiği, ne kadar çıktığı idare tarafından bilinirdi. Burada ne varsa hepsi kayıtlıydı. O da fevkalede tutuldu, gayet güzel tutuldu. Muhasebe sisteminden, kayıt sistemine kadar başımızdaki insanlarla gayet güzel çalıştık. Şantiye şefi Kaya Bey’in büyük hizmetleri vardır. Dürüst, efendi, işi bilen, işçiyle işçi olan, başkanla başkan olan biridir.

Sistem şöyle işliyordu: Mesela sıva işi veriliyor. Sıva işine bakılıyor, adam gayet güzel çalışıyor... Günde bir dükkanın sıva işlerini yaparlardı, incesini bitirirlerdi. Herkes işini yapardı yani, bir sistem vardı. Şantiyenin iki tane traktörü vardı, onlar yardımcı olurdu. Burası çok düzgün insanlarla çalıştı.

Tabii, bütün üyeler, mevcut idarelerine sonuna kadar inandı. Onlar da mahcup etmediler üyelerini. OSTİM’in kuruluşundan bugüne kadar bu yapılan hizmetlere baktığımda; üç başkan da dürüst ve samimi şekilde elinden geleni yaptı. Üçü de bu memleket için çalıştılar.
OSTİM bir sanayi sitesi olmaktan çıktı, Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) doğru yol almaya başladı. Siz OSB fikrine nasıl baktınız?
OSB fikrine sıcak baktık. Organize daha iyi esnaf için. Değer açısından daha mantıklı. İşte elektriği idi, suyu idi buranın asfaltıydı... Vakti zamanında asfalt için belediyelere gidildi. Belediyeler bu işe, “Biz yapamıyoruz, şöyledir böyledir, Ankara ile Bolu arası kadar asfalt dökülecek. Buna imkanımız yok.” diyordu.

60’lı, 70’lı yıllarda esnaflara ciddi şekilde bakılmıyordu. Esnaf sadece vergi versin… Ben çok iyi hatırlarım; Çankaya’ya, Esat’a döker asfaltı, esnafa hiçbir şey yok. Çukurlar açılırdı… Sonra Melih Gökçek bir kongrede söz verdi; “Ben geldiğim an 15 gün içinde bu asfaltları dökeceğim.” dedi ve sözünde de durdu, destek verdi bugünkü hale geldi. Ondan sonra da tabi OSTİM idare olarak sahip çıkıldı.

“İHRACAT KOLAYLAŞTIRILMALI”

OSB olduğunda bu problemlerin daha kolay çözüleceğini düşündünüz?
Tabi. Temizlik, çevre, güvenlik, elektrik. Elektrik büyük problemdi mesela. Kesilen bir enerji esnafın hiçbir işine yaramaz. O zamanlar işte Türkiye’nin ekonomik şartları belli. Hiçbir şey yoktu ki üç tane sana yağı almak için saatlerce kuyruk,  o da bakkalın raflarının altlarında falan saklanırdı.

Ekonomik durumu bozuktu Türkiye’nin. Ben OSTİM’le ilgili veya herhangi bir yerle ilgiye bağlamıyorum onu; Türkiye fakirdi. Bugün ülkeme baktığımda 155 milyar dolar ihracat yapıyor; ki bundan 10 sene evvel Güney Kore 200 milyar dolar ihracat yapardı. Ben kendi kendime “Ya Rabbim, şu ülke oralara ne zaman gelecek.” derdim. Çok şükür o durumlara geldi, bizim milletimiz çalışkandır ama devlet önünü açacak.

Devletten esnaf olarak hiç kimse, hiçbir şey istemedi şimdiye kadar. Ama önümüzü açacaksın; ihracatı kolaylaştıracaksın. Bunlar kolaylaştı, Anavatan iktidarları zamanında Turgut Özal sayesinde oldu bunlar. Şimdi Manisa’da biliyorsunuz buzdolabı, çamaşır makinesi, soğutma fabrikası var. Şimdi 10 sene evvelki fiyatlar o gün Türkiye’de sanayi yoktu. Bugün Türkiye’de çamaşır makinesi, buzdolabı herkeste var. Çok mu sanayileştik? Hayır, yüzde 60 seviyelerindeyiz Avrupa’ya göre. Onlar çok evvelden başlamışlar.
Herkes alabilecek hale geldi…

Herkes alıyor, ben hiç görmedim şimdiye kadar çamaşır makinesi olmayan, buzdolabı olmayan en zayıf yerde dahi var.
Bir de üretim çeşitliliği var. Bunda küçük esnafın çok büyük payı var değil mi?

Bir fabrikayı düşünün; Türkiye’de çok eskiden de öyleydi şimdi de zannediyorum 800 bin civarında bir işçi çalıştırıyor. Ama KOBİ’lere gelince 2 milyonun üstünde. Onlar da vergisini veriyor, istihdam oluşturuyor. Mesela şu bizim OSTİM’de herhalde bilmiyorum da 70-80 bine yakın insan çalışıyor. Bu, 70-80 bin aile demek.

Bir gence sorarsanız genç bugünkü durumdan memnun olmuyor. Ama biz eskiyi hatırladıkça, eskiden geldikçe bugünü daha iyi değerlendirebiliyorum.

Ben spora meraklı bir insanım, futbol oynardım, idarecilik de yaptım. Şimdi ne diyorum size, bir futbol ayakkabısını, kramponu bulamazdık veya bir lastik basket ayakkabısını bulamazdık. Şimdi envai çeşit, benim torunumda şimdi üç çeşit var düşünün. Biz oralardan geldik tabi oralarla mukayese ediyorum ben. Çocukluğuma baktığımda; Türkiye çok değişti.  Türkiye değişti dediğimde ben kendi yaşadıklarımı, OSTİM’i de katıyorum ona, Daha evvel gelmeyen yabancı devlet büyükleri geliyor, burası gösteriliyor. Biz onlara bir yer kurmaya bakıyoruz. Karşılıklı ilişkiler kuruyoruz.

İthalat, ihracat karşılıklı çıkardır. Yani bu evlilik gibidir. Evlilikte nasıl bir ufak tefek aksamalar oluyor bu ithalat, ihracatta aksamalar oluyor, mutlaka oluyor.

Sanayici sanırım en çok üretimden zevk alıyor değil mi?
Benim öyle sanayici arkadaşlarım vardır ki; ‘Sanayici zevki’ deriz biz buna. Döner dükkanına bir daha bakar, fabrikasına bakar, takımına tezgahına, makinesine bakar. Sever onları,  gurur duyar. Yani 80 adam çalıştırıyorsa, bunu nasıl 120 kişi çalıştırırım, 150 kişi çalıştırırım diye düşünür. Sürekli bir katma değer üretme çabası vardır.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *