» 
» 
Sanayileşmenin Gizli Tarihi (¹)

Sanayileşmenin Gizli Tarihi (¹)

Atilla ÇINAR

Bu yıl OSTİM OSB tarafından düzenlenen iftar yemeğinde katılımcılara bir kitap dağıtıldı. Aldığımın ertesi gün okumaya bağladığım ‘Sanayileşmenin Gizli Tarihi’ adlı kitap çok önemli iki ders içermekte.
Bir ülke düşünün:
Bu ülke, insanlarının ABD ordusundan gelen margarin, soya sosu ve biber ezmesiyle beslendiği bir dönemi yaşamış.
Bu ülkede 1961’de bir general askeri darbe ile iktidara gelmiş.
Bu ülkede iktidarı ele geçiren general bir süre sonra sivilleşmiş ancak iktidarı bırakmamış. Bu ‘sivilleşmiş’ general 1972 yılında ‘demokrasi fazla geldi ayrıca kuzeyden gelmesi muhtemel komünizm tehlikesi var’ diyerek parlamentoyu lağvedip kendisini ömür boyu devlet başkanı yapacak bir seçim ‘ayarlamış’.
Bu diktatör başkanın, kendi istihbarat teşkilatının şefi tarafından suikasta uğraması ile ülkede bir ‘bahar döneminin’ başlayacağı düşünülmüş ancak bu kez de bir başka general 1980 yılında sahneye çıkıp yeniden bir askeri hükümet kurmuş.
Tarihler ve olaylar ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Tüm olup bitenler geçtiğimiz 50 yılda yaşanmış ve son 50 yıl çok yakın tarih sayılır.
Bu, aynı kıtada yer aldığımız bir ülkenin, 1950-1980 arası neredeyse bizim ülkemiz ile aynı kaderi paylaşmış olan Güney Kore’nin hikayesi.
Peki, belli bir dönemde benzer kaderi paylaşan iki ülkenin yolları 1980’den sonra nasıl ayrılmış? Bugün Güney Kore ekonomide belirli bir yolu almış ve zengin ülkeler arasına girmişken bizim ülkemiz hangi nedenlerle hala ‘kalkınma yolunda bir ülke’ durumunda?
Kitap bir ölçüde bu sorulara verilebilecek en net yanıtı içeriyor:
“… Gerçekte Kore’nin bu dönemde yaptığı şey, hükümet tarafından özel sektöre danışılarak seçilen belirli endüstrileri; tarife koruması, sübvansiyonlar ve diğer türde devlet destekleriyle (örneğin, devlet ihracat kurumu tarafından sağlanan yurt dışı pazarlama bilgilendirme hizmetleri) uluslar arası rekabete dayanabilecek ölçüde ‘olgunlaşıncaya’ kadar geliştirmek olmuştur. O dönemde Kore’de hükümet, bütün bankaların sahibiydi. Böylelikle ticaretin can suyu olan krediyi yönlendirebiliyordu. Ülke devlet mülkiyeti konusunda ideolojik olmaktan ziyade pragmatik bir tavra sahip olmasına rağmen, kamu iktisadi teşebbüsleri (en iyi örneği çelik imalatçısı POSCO) bazı büyük projeleri doğrudan üstlendi. Eğer özel sermayeli girişimler iyi işleri nedeniyle olumlu karşılanıyor; fakat önemli alanlara yatırım yapmaktan imtina ediyorlarsa da hükümet, bu alanlarda kamu iktisadi teşebbüslerini (KİT) bizatihi kurmaktan çekinmiyordu…” (sayfa 22).
Yani herkes Güney Kore’nin liberal ekonomi ile kalkındığını söylüyorsa da, gerçek tam olarak öyle değilmiş. Bizim hükümetlerimizin ‘zarar eden KİT’leri satıp kurtulmaya çalıştığı bir dönemde Güney Kore hükümetleri bir yandan büyük KİT’lere kalkınma için görev verip yeni dönemsel misyonlar tanımlarken, bir yandan da gerek gördüğü alanlarda yeni KİT’ler kurmaktan çekinmiyormuş.
Dünyanın ve ülkemizin 1980’li yılları bugün yaşı 50’nin üzerinde olan konuyla ilgili herkesin tanıklığında geçmiştir. O dönemler ünlü başbakanımız merhum Turgut Özal ‘transformasyon’ devşirme terimini dilimize yerleştirmişti. 1980’li yıllar gerçekten köklü değişikliklerin habercisi bir dönemdi. Özellikle iletişim teknolojilerindeki gelişmeler adeta yeni bir dünyanın ayak sesleri gibiydi. Bu nedenle ülkelerin, şirketlerin ve hatta bireylerin, değişimi gözlemlemesi, gücü oranında müdahil olması ve tutucu olmadan bu değişime göre tavır alması önemli olmuştu.
1980’li yıllara kadar aynı kaderi paylaşarak gelmiş benzer iki ülkenin, Güney Kore ve Türkiye’nin büyük dönemece gelindiğinde seçimlerini nasıl yaptıkları sonuçları ile ortada. Güney Kore bize göre daha doğru bir seçim yapmış görünüyor.
Bu arada kendimize de haksızlık etmeyelim. Güney Kore’yi Güney Kore yapan gerçekleri öngören birçok yurtsever kamu yöneticisi, iktisatçı ve bilim adamı 1980’lerden sonra bizim ülkemizde de dile getirdi. Ama bu insanların nasıl ‘out’ olduklarını ve bizim halkımızın onları anlamaya çalışmak yerine nasıl özelleştirmeyi bayrak yapan politikacılara sarıldıklarını bir kez daha hatırlamakta yarar var.
Bu kitabı çeviren, yayımlayan ve de bizlere ulaştıran taraflara bir kez daha teşekkür ederken, kitabın ikinci önemli dersini, yerimizin sınırlı olması nedeniyle, bir sonraki sayıya bırakıyorum.


(¹) Sanayileşmenin Gizli Tarihi
Ha-Joon Chang
EPOS Yayınları
İngilizce’den çeviren: Emin Akçaoğlu

2 Mayıs 2016 Pazartesi 12:07
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *