» 
» 
Tuzak ya da uzak

Tuzak ya da uzak

Cüneyt ÖRKMEZ

Son dönemin önemli tartışması orta gelir tuzağı kavramı. Kavramın mimarı Dünya Bankası… Ülkeler düşük, alt orta, üst orta ve yüksek gelirliler olarak sınıflara ayrılıyor. Kişi başı gelire bakınca herkes yerini buluyor. Yıllık 13.464 dolarlık kişi başı milli gelirle biz orta gelir gurubu ülkeleri arasındayız. Yüksek gelir gurubu ile aramızdaki eşik 25 bin dolar eşiği.

Dünya ülkeleri arasında milli gelirde 68. sıradayız. Biz orta gelir gurubuna on bin dolarlık eşiğini aşarak 2004’te girdik. Şimdi bir üst sınıfa geçmeye engel tuzaklar konuşuluyor. Tuzaklar avı yakalamak için kurulur. Bazı kavramların çelişkili çağrışımları insanın aklını karıştırıyor. Ne oldu da 2004’te zenginleşerek atladığımız eşik bize şimdi tuzak oldu? Hamle ve atılım yapma, gelişme arzusu bu denli mi başımızı döndürdü?

Dönüşümün varlığını inkâr edeyiz. Bir dönüşüm var. Somut göstergelerin yanında en önemli dönüşüm zihniyette ortaya çıkan dönüşüm. Bir kere büyüme arzusuna kapılıp hırs yapınca daha iyisini arzu etmek doğal. İnsan doğasında ve hatta girişimin doğasında var olan bir duygu. Kazanmanın dayanılmaz cazibesi belki de…

Türkiye’nin dünyada konuşulan çok yönü var. Ekonomisinde yaşanan istikrarın bu konuşulanlara etkisi büyük. Dünya ekonomi ve siyaset gündemi içerisinde yer alan çok önemli bir ülke Türkiye. Gelelim tuzağa... Neden orta gelir ülkesi olmak tuzakta kalma anlamı içeriyor? Tuzak diye adlandırılan aslında bu seviyede, yani orta gelir düzeyinde kalma süresi ile ilgili. Bu süreyi kısa sürede aşan ülkeler çok az sayıda. Biri bildiğimiz Güney Kore. 60’larda hızlandı 70’lerde coştu ve bizimle arasında olan farkı kapadı. 90’larda ise ABD’nin kişi başı milli gelir rakamının yarısı oranında milli geliri yakaladı. Biz niye yapamadık? Sadece siyasi bir sürü sebep sayabiliriz. Buna burada girmesek çok daha iyi, insanın içi sıkılıyor.

Orta Gelir Tuzağı’nın iki yanına bakmayacağız tabii ki, bir yanı zaten atladığımız eşik, yani düşük gelirli ülkeler tarafından işgal ediliyor. Bizim çıkış yönümüz yüksek düzeyli ülkeler sınıfı. Tuzağın yırtılacak ağları o tarafta. Gözümüzü oraya diktik zaten.

Bizim açımızdan önemli soru şu ki, acaba Türkiye kendisi için oluşturduğu vizyonla 2023’te kişi başına milli gelirde yirmi beş bin dolar seviyesini yakalayabilir mi? Orta gelir düzeyinde fazla kalmayı etkileyen, bir diğer değişle tuzağı etkin kılan sebepler var. Öncelikle genelde kabul gören yorum ekonomik büyümenin ilk aşamalarının hızlı ve kolay aşılıyor olması. Buna etki eden sebep genelde tarımdan kolay tüketime yönelik sanayi üretimine geçişle ekonomide hızlı bir büyümenin sağlanıyor olması yönünde. Bu aşamada, kırsaldaki iş gücü fazlası bolca kent ekonomisine akıyor. Ucuz iş gücü ve sermaye yatırımlarına dayanan yüksek karlarla büyüme, orta gelir gurubuna yaklaştıkça ivme kaybediyor. İşte bu aşamada büyümenin kaynağı sermaye yatırımlarına değil üretkenliğe dayanır oluyor. Üretkenliğin arttırılması ise insan sermeyesi ile yakından ilişkili. Tabii ki bir de eğitim, Ar-ge, inovasyon ve bilişim teknolojileri gibi alanlarına yapılan yatırımlarla…

Şimdi orta gelir gurubundayız. Bu gurupta kalmak bizi öldürmez, yolumuza burada da devam ederiz. Ama bu düzeyde kalmaya devam etmek gelişim psikolojimiz açısından belki ölümden beter, sıkıcı. Bir kere hıza alışan açısından otobanda elli km hızla gitmenin sıkıcılığı gibi...

Bir sanayi atılımı içerisinde olduğumuzu inkâr edemeyiz. Dış ticarette sanayi sektörü ilk sırada. 2011 yılı verilerine göre girişim ana faaliyetleri esas alındığında ihracatın %59,4’ü, ithalatın ise %52,9’u sanayi sektöründe faaliyet gösteren işletmeler tarafından yapıldı. Dış ticarette hızımız devam ediyor. Son yedi aylık verilere göre cari açık, geçen yıl 50.1 milyar dolar düzeyindeyken bu yıl 34.4 milyar dolara geriledi. Geçen yılın temmuzundan bu yılın temmuzuna yıllığa vurduğumuz cari açık, 74,7 milyar dolardan 61.4 milyar dolara düştü. Bu, ekonominin güzel yüzündeki sivilcenin ucunun patlayacağına işaret.

Tuzaktan çıkışta bir diğer patlama ise eğitim alanında olmalı. Beşeri sermayenin o özlenen bilim ve teknolojiye dayalı büyümedeki payı çok büyük. İnsana yatırımın esası nitelikli iş gücü yaratmak. Niteliği var etmenin yolu ise çalıştır çalıştırabildiğin kadar anlayışından çok, yaratıcılığa, inovasyona, bilime ve teknolojiye yatkın, iyi iletişime ve demokrasi kültürüne sahip bireylerin yetiştirilmesinden geçiyor. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurlunun 24. Toplantısı’nın ana teması eğitimdi. Sanırım bu alanda YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK başta olmak üzere bir çok kurumda bir farkındalık oluşmuş durumda. Umarız sonuçları tuzağı yırtacak politikalar üretir.

En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, bilim ve teknolojiye daha fazla yatırım yapılması ile ilgili demecinde verdiği örnek çarpıcı. “Uzaya bir Türk astronot göndersek, çocukların içinde doğacak heyecanı düşünün…” Düşününce akla neler gelmiyor ki.

Tuzağı yırtmak uzak olmamalı.

2 Mayıs 2016 Pazartesi 11:47
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *