» 
 

Yerli Teknoloji Kullanımı Büyük Önem Taşıyor

"OSTİM bünyesinde oluşturulan Yenilenebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri Kümelenmesi’nin örnek bir çalışma olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu kümenin Bakanlığımızın Kümelenme Destek Programı’nın 2’inci çağrı dönemi için bir başvurusu da var. "

Faruk Özlü - T.C.Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı

Türkiye, son 14 yılda, hayatın hemen her alanında çok büyük ilerlemeler kaydetti. Özellikle ekonomik alanda büyük başarılara imza attık. Birçok göstergede daha önce hiç görmediğimiz rakamları yakaladık, rekorlar kırdık. Milli gelirimizin, ihracatımızın, istihdamın çok hızlı bir şekilde arttığına şahit olduk. Türkiye ekonomisi, 2003-2015 döneminde yıllık ortalama yüzde 5 civarında bir büyüme gösterdi.

Büyümeyi sadece rakam düzeyinde incelemenin yanlış olduğunu elbette biliyoruz. Önemli olan büyümenin sıhhatidir. Maliyetinin ne olduğunu dikkate almadan gerçekleştirdiğiniz bir büyüme,  orta ve uzun vadede karşınıza bir problem olarak çıkar. Mesela biz, ekonomi yönetimi olarak, tüketimi ve ithalatı körükleyerek, kamu yatırımlarını şişirerek çok daha hızlı büyüme rakamlarına ulaşabiliriz. Ancak bunun bize maliyeti yüksek bütçe açığı ve yüksek cari açık olur.

Türkiye’nin sıhhatli, kaliteli ve sürdürülebilir bir şekilde büyümesi, üretim ve ihracat yoluyla mümkündür. Bizim 14 yıldır yaptığımız budur. Bundan sonra yapacağımız da budur. Türkiye’yi özel sektör eliyle, özel sektörün yapacağı yatırım, üretim ve ihracatla büyüteceğiz.

‘Türkiye ekonomisinin lokomotifi sanayidir’ derken, işte bunu kast ediyoruz. Ancak büyümenin niteliğinde olduğu gibi, sanayi üretiminin niteliği de önem taşıyor. Nasıl bir sanayi üretimi hedeflediğimizi iyi tespit etmemiz gerekiyor. Biz Bakanlık olarak, “Üç Y” diye formüle ettiğimiz Yeşil, Yenilikçi ve Yerli üretimi hedefliyoruz. Sanayimizin yapısal dönüşümünü bu üç eksende gerçekleştirmek istiyoruz. Yeşil üretimi de, en az yerli ve yenilikçi üretim kadar önemsiyoruz. Yeşil üretim derken, insana, diğer canlılara ve tabiata zarar vermeyen bir sanayi üretimini kast ediyoruz.

Kaynaklarımızı verimli kullanmalıyız. Bugün üretim yapacağız diye bilinçsizce tükettiğimiz kaynaklara yarın ihtiyaç duyacağımızı aklımızda tutmalıyız. Bunu hem ahlaki bir ödev olarak hem de aklın bir gereği olarak yerine getirmeliyiz. Bizim geleneğimizde, bir nehirden abdest alırken dahi suyu israf etmemek anlayışı vardır.

“Yenilenebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri Kümelenmesi örnek bir çalışma”
Çevrenin korunması, tabiatla barışık bir kalkınma modeli geliştirmenin maliyetli bir iş olduğunu biliyoruz. OSB’leri, sanayi sitelerini, kümelenme çalışmalarını bu açıdan çok önemsiyoruz. Zira bu yapılarda, altyapıyla ilgili sorunlara ortak çözümler geliştirebiliyoruz. Mesela bir arıtma tesisini firmaların tek tek yapmaları mümkün değil. Ancak bir OSB’de bu sorunu çok daha verimli ve kaliteli bir şekilde çözebiliyoruz. OSB’lerin ve sanayicilerimizin de bu konularda daha bilinçli hale gelmelerini çok değerli buluyoruz. Bu açıdan OSTİM bünyesinde oluşturulan Yenilenebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri Kümelenmesi’nin örnek bir çalışma olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu kümenin Bakanlığımızın Kümelenme Destek Programı’nın 2’inci çağrı dönemi için bir başvurusu da var. Değerlendirme sürecimiz devam ediyor. Zaman içinde, bu bölgenin çevre dostu enerji ve enerji depolama, döngü ekonomisi, sürdürülebilir su yönetimi, sürdürülebilir hareketlilik,  kaynak ve malzeme verimliliği ile enerji verimliliği gibi alanlarda önemli çıktılar oluşturacağına inanıyorum.

Gelişmiş ülkelerde, enerji alanında faaliyet gösteren çok başarılı kümeler bulunuyor. Örnek verilecek olursa Avrupa’nın enerji üssü olarak anılan CLEAN (eski adıyla Kopenhag temiz teknoloji kümesi), lider firmaların yer aldığı, bünyesindeki enerji uzmanları ile simülasyon ortamları, sayesinde birçok başarıya imza atmış ve rüzgar enerjisinde Danimarka’yı küresel lider olma noktasına taşımış bir kümedir. Başarısını yüz yılı aşkındır gerçekleştirilen araştırma alt yapılarına bağlayan küme, ülkenin elektrik tüketiminin yüzde 20’sini rüzgar enerjisiyle karşılamaktadır. Açık denizlerdeki türbinlerin %90’ı Danimarka kökenli veya Danimarka bileşenlerine sahiptir. Söz konusu Danimarka kökenli firmalar, dünya rüzgar türbini pazarının yüzde 20’sini oluşturmaktadır. CLEAN temiz teknoloji kümesi, sadece rüzgâr enerjisine yönelik başarılarla kalmayıp biyoenerji, enerji altyapıları, merkezi ısıtma, akıllı bina ve akıllı şebekeler konularında da küresel anlamda lider konumlar yakalamaktadır. Benzer örnekleri Türkiye’de de oluşturmayı hedefliyoruz.

“Türkiye, dünyada enerji ihtiyacı en hızlı artan ülkelerden birisidir”
Şu hususu çok önemsiyorum. İlk bakışta maliyetli görünen çevre yatırımları, orta ve uzun vadede hepimize menfaat sağlayacaktır. Zira bu şekilde sürdürülebilir büyüme sağlanacaktır. Bu noktada şunu da hatırlamakta fayda var: Zaman ilerledikçe, özellikle gelişmiş ülkelerdeki tüketiciler, çok daha bilinçli tercihlerle hareket ediyorlar. Dolayısıyla çevreye duyarlı üretim yapan, çevre dostu ürünler geliştiren firmalar, bunu bir rekabet gücüne dönüştürebiliyorlar. Mesela Almanya veya Norveç gibi ülkelere, su ve elektrikten önemli oranda tasarruf etmeyen bir beyaz eşyayı ihraç etme şansınız yoktur. Yine otomotiv gibi stratejik sektörlerin geleceğine çevre dostu modellerin damga vuracaklarını görebiliyoruz. Dolayısıyla çevre dostu ürün ve üretim sistemleri geliştirmek, sanayimizin rekabet gücü açısından da çok büyük bir önem taşıyor.

Bakanlık olarak, çevre dostu bir üretim altyapısını oluşturmak için çok büyük bir gayret gösteriyoruz. OSB’ler ve sanayi siteleri kurmanın dışında da nokta atışı diyebileceğimiz çalışmaları hayata geçiriyoruz. Bu kapsamda, TÜBİTAK-MAM Çevre Enstitüsü’nü, ‘Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü’ olarak yeniden yapılandırdık. Bu enstitü temiz üretim uygulamalarını ve teknolojilerini geliştirmeye yönelik faaliyetler yürütüyor. Ülkemizin sanayi politikalarında önemli bir yer tuttuğunu düşündüğümüz ‘Verimlilik Stratejisi ve Eylem Planı Belgesi’ de bir süre uygulamaya girdi. Bu eylem planının dört ana bileşeninden birini de yine sürdürülebilir üretim başlığı oluşturmaktadır.

Kaynakları verimli kullanmak denince, Türkiye’deki en ciddi konunun enerji olduğunu düşünüyorum. Türkiye, dünyada enerji ihtiyacı en hızlı artan ülkelerden birisidir. Ancak ne yazık ki enerjide dışa bağımlıyız. En önemli sorunlarımızdan biri olan cari açığımızın temelinde de enerji ithalatı yer alıyor.

Enerji konusunu hem üretim hem de tüketim açısından incelemek gerekiyor. Hükümetimiz, hem enerji üretimini artırmak hem de enerjinin daha erimli tüketilmesini sağlamak için çok önemli çalışmalar yapıyor. Biz de özellikle sanayide enerji verimliliğini artırmaya yoğunlaşmış durumdayız.

Enerji maliyetlerinden hepimiz şikayetçiyiz. Sanayicimiz de şikayetçi. Ancak birçok sanayi tesisinin çeşitli nedenlerle enerjiyi verimli kullanmadığı da bir gerçektir. Ülkemizde enerji yoğunluğu, OECD ülkelerinin yaklaşık 1,5 katı. Yani birim mal veya hizmet üretmek için OECD ülkelerinde kullanılanın 1,5 katı daha fazla enerji harcıyoruz. Sanayide kullanılan enerjinin yaklaşık yarısı demir çelik, çimento, cam, seramik, petrokimya ve gübre sektörlerinde tüketiliyor. Bu durum, bu önemli sektörlerde katma değerimizin düşmesine sebep oluyor.

Birçok sanayi tesisimizde kullanılan elektrik motorlarının çok eski olduğunu görüyoruz. Bazı fabrikalarımızda 50 yılın bile üstünde olan motorlar kullanılıyor. Bakanlık olarak, sanayimizdeki verimsiz enerji motorlarını verimlileriyle değiştirmek için bir program başlattık. Bu kapsamda, verimsiz elektrik motorlarını verimli olanlarla değiştirecek KOBİ’lerimize, KOSGEB tarafından kredi faiz desteği sağlayacağız. Bu programla ilgili Kayseri’de bir pilot uygulama yürütüyoruz. Pilot uygulamada tespit ettiğimiz sıkıntıları çözeceğiz ve daha sonra bu programı diğer şehirlerimizde de uygulayacağız. Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlılığı düşünüldüğünde bu programın önemi daha iyi anlaşılabilir.

“Nükleer santrallerde teknolojiyi ülkemize transfer etmeliyiz”
Elektrik üretimi tarafına baktığımızda da Türkiye’de çok ciddi bir yatırım süreci yaşandığını görüyoruz. Özellikle nükleer, rüzgar ve güneş gibi yeni teknolojileri de hızla devreye alıyoruz. Mesela Karapınar’da, dev güneş panelleri kuruyoruz. Adeta uçsuz bucaksız güneş paneli tarlaları olacak. 2023’e kadar, ülkemizde enerji sektöründe 100 milyar dolara yakın bir yatırım gerçekleşmesi bekleniyor. Bu yatırımlar yapılırken, yerli teknolojiler geliştirmek çok büyük önem taşıyor. TÜBİTAK’a yerli enerji teknolojileri geliştirme görevi verdik. Yine TÜBİTAK’ın ‘Öncelikli Alanlar Ar-Ge Destek Programı’nda enerjiyi öncelikli alanlardan biri olarak belirledik. Enerji yatırımlarında yerli teknoloji kullanılması ülkemiz açısından büyük önem taşıyor. Mesela nükleer santraller yaparken, sürecin sonunda, bu teknolojiyi de ülkemize muhakkak transfer etmeliyiz. Zaten bu ihaleleri hazırlarken yerlilik oranını da dikkate alıyoruz. Böylece firmalarımıza bir beceri kazandırmaya çalışıyoruz.

Başta enerji olmak üzere kaynaklarımızı verimli kullanma konusunda çok büyük bir kararlılık içindeyiz. Bu süreci öyle doğru yöneteceğiz ki, yeşil üretim, Türk sanayicisinin ayırt edici özelliklerinden biri olacak. Bu bize, ciddi bir rekabet gücü kazandıracak. Çevre dostu ürünler ve üretim süreçleri geliştirerek, hem kendi ihtiyaçlarımızı yerli üretimle karşılayacağız hem de ihracat potansiyelimizi artıracağız.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *